Türkçe Edebiyat - 19. sayfa

Erken Kaybedenler

AnKara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes, bu defa direksiyonu kırıyor ve edebiyatımızda pek de işlenmemiş bir başka meseleye el atıyor. Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz... Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler.

Yalnızlıklar

Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Cehenneme Övgü (Ciltli)
10. Yıl Özel Baskısı

Bazı eleştirmenlerin “şeytanın avukatı” sıfatını yakıştırdıkları Gündüz Vassaf’ın “gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısı”yla sunduğumuz Cehenneme Övgü’sü, içimizde büyütüp yaşattığımız küçük ‘totaliter dünyalar’ımızı afişe ediyor, daha doğrusu ‘yüzümüze vuruyor’.

Kayıp Hayaller Kitabı

Belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım.

Eski Sinagog Meydanı

Almanya’nın Köln ve Freiburg kentlerinde geçen tekinsiz bir hikâye. Cesedi Ren Nehri’nden çıkan eski dazlak Kerstin… Kerstin’in cinayetten mahkûm sevgilisi Türk göçmen Cihad, uyuşturucu bağımlısı Tina’nın kayboluşunun sırrı ve Neo-nazilerin oynadığı 14 kelimelik dehşet oyunu…

Ben Bir Gürgen Dalıyım

… ben de, neden olmasın belki uçarım diye, hemen kanat çırpmaya başladım. Daha doğrusu, ne kadar yaprağım varsa hızla açıp kapadım. Böyle yapınca, ilkin, yemyeşil bir hışırtıya boğuldum tabii. Öyle ki, ellerindeki baltalarla üzerime yürüyen adamlar bile bu hışırtıyı duyunca bir an için duraksadılar. Derken, onların şaşkın bakışları altında, tıpkı bir kuş gibi yerden havalandım ben ve boşlukta, tıpkı bir kuş gibi uçmaya başladım.

Gizliajans

Özgün üslubuyla, ilk kitabı Tatlı Rüyalar’dan itibaren geniş bir hayran kitlesi edinen Alper Canıgüz’den yine eğlenceli, heyecanlı ve kışkırtıcı bir absürd macera…

Masumiyet Müzesi (Ciltli)

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıldır çalıştığı harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor... Masumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Genesis
'Büyük Ulusal Anlatı' ve Türklerin Kökeni

Edebiyat, hem “Büyük Ulusal Anlatı”nın kurgusunu, biçimini, ahengini geliştirme hem de popüler alıcılarına ulaştığında, işlevini layıkıyla yerine getirebilmek için hamaset edebiyatından bol bol yararlanmış, daha doğrusu, bunun yeterli bir geleneği bulunmadığı için, kendileri büyük ölçüde yaratmışlardır. Murat Belge, Genesis’te edebiyatın bu “vitrini”ni ele alırken, milliyetçi, muhafazakâr, İslâmcı yazarların “Türk tarihî romanı”nı nasıl tefriş ettiklerini inceliyor.

Çatıkatı Âşıkları

Yolları Arnavutköy’de bir çatıkatında kesişen üç kişi: Süreyya, Laden, Mercan. Üç farklı geçmiş, üç farklı bellek… Süreyya, şu yaşlılık günlerinde, tam gönlüne göre iki kiracı bulur çatıkatındaki iki dairesine: Güleryüzlü, şefkatli, sıcak kişiliğiyle “Güneyli Kadın” Laden ile soğuk, mesafeli, kapalı yapısıyla “Niteliksiz Adam” Mercan. Üçlü, kâh Süreyya’nın kitap-kırtasiye dükkânında, kâh evinde bir araya gelmeye başlar.

Harfler ve Notalar

“Söylemeye gerek bile yok, ‘Ne anlatıyorsun?’ sorusu, oldukça hantal bir soru aslında. Ne zaman bu soruyla karşılaşsam, bir de ben, ‘Acaba hiçbir şey anlatmamış olmak mümkün müdür?’ diye soruyorum kendime. Doğrusu, hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim. Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum çünkü.”

Dil, Edebiyat ve İletişim

Dilin, edebiyatın, sanatın, imgenin sunduğu iletişim olanakları üzerine bir kitap bu. Kullanabildiğimiz, kullanabileceğimiz - ve ıskaladığımız olanaklar üzerine… Dilin tarihi… Destandan düz yazıya, Orhon yazıtlarından günümüzün edebiyatına ve söylemlerine dek, Türkçenin dönüşümü… Spor, haber-manşet söylemleri, magazin, ekonomi söylemleri, gündelik söylem, mitolojik söylem-nesnel söylem, hedonist söylem, şiir söylemi, felsefî söylem, aforizma söylemi, seri ilan söylemi, internet söylemi…

Gölgesizler

Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...

Masumiyet Müzesi

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıldır çalıştığı harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor... Masumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Ayrıkotu

“Her insanın popüler bir dergideki basit bir test gibi çözülüp, gazetedeki bir kupon gibi işaretli yerlerinden dikkatlice kesilerek saklanmayı dilediği anlar olmuştur. O da bunu diledi. Baktı ki sadece istemekle olmuyor, yanı sıra bir şeyler yapması gerek, o zaman durup düşündü. Gördü ki çözüm önünde: Yazmak...” Rastgele seçtiği adreslere mektuplar yazan genç bir adam o : Her adrese farklı bir yanını, kendisiyle ilgili anlatmak istediğini yazıyor.

Azgın Tekeler

Toprak Işık yeni kitabı Azgın Tekeler’de, orta yaşa gelmiş, biraz da üstüne çıkmış erkekleri anlatıyor. Kendilerinden genç kadınlarda, kaybettikleri gençliklerini tekrar bulma sevdasına kapılan bu erkeklerin cinsellik takıntıları ve çapkınlıkları, Toprak Işık’ın kalemiyle güçlü bir mizah anlatısına dönüşüyor

Anlam ve Gülendam

“O gün, Hamidiye Kız Lisesi'nin olduğu sokakta, bilaistisna herkes; fırıncı, bakkal, mantıcı, kedisiyle gezen şallı kadın, Hakk’ın rahmetine kavuşmayı bekleyen Şemsi Efendi, öğretmenler, bahçedeki çiçekler; Esengül Sokak, Seray Apartmanı’nın bacasından bir ateş topunun göğe yükseldiğini gördü. Ama kimse bu konuda konuşmadı. Konuşsaydı da, kimsenin kimseye inanmadığı bir dünyada, buna hiç kimse inanmazdı.”

Türkiye Sen Kimsin?
Uçmakdere Yazıları 1

Türkiye, Batı’ya bağımlılığında, edilgenliğinde, aşağılık kompleksinde, başka birçok ülkeden farklı değil. Farkı, iç çekişmelerinden kurtulup evrensel değerlerin benimsenmesinde dünyaya öncülük etmesi olabilir. Yeni oluşan dengeler açısından kritik ve belirsiz bir noktadayız. Türkiye’yi Rusya, Çin ya da İslâm cephesinde görmek isteyenler de var, Vatikan’ın yoldaşlık yaptığı Avrupa-ABD cephesinde görmek isteyen de.

İnsan Kısım Kısım, Yer Damar Damar

İnsan Kısım Kısım, Yer Damar Damar’la, Hatice Meryem bizi, Kozluklu sıradan bir ailenin evine misafirliğe çağırıyor. Bu; dilli güllü Zümrüt’le dilini yutmayı düşleyen Elmas’ın, pikabına çocukları doldurduğu gibi ailesini pikniğe götüren Cavit’le bir türlü bir baltaya sap olamayan Coşkun’un ve diğerlerinin hikâyesidir.

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

“Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile.”

Uyku Şehir

Bugün, 19. yüzyılın İstanbulu’nda yaşayan ve hayatındaki hiçbir şeyi asla değiştirmeyen bir dede; eskinin solcusu, şimdinin liberali veya aynı anda bütün ideolojilerin temsilcisi olan bir oğul; yirmi dört yaşında, hissettiklerini bir yağlıboya tabloya döktüğünde ortaya sadece simsiyah resimler çıkaran bir torun... Yıllar geçtikçe değişen şehir yaşamı, aynı ailenin erkeklerinin hayatlarını nasıl değiştirir?

Kalenderiye

Neden yaşadıklarını anlamaya çalışan üç adam... İnsana dokunan maharetli bir anlatım ve kederli bir mizahla resmedilen kibirli, kibrinden pişman olan erkekler ve sadakatsiz hayalleriyle kadınlar... İtaat ve isyanı anlatan, zamanı arayan, Kalenderileri konuşturan bir Anadolu romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar güçlü.

Orhan Pamuk’un Edebi Dünyası

Orhan Pamuk, 2006'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü Türkiye'ye getiren ilk yazar oldu. Kitapları elli altı dile çevrilen, yazarlık serüveninin başlangıcından bu yana hem yoğun bir ilginin hem de tartışmaların odağı olan Pamuk hakkında, bu ödülden sonra, eserleriyle ilgili olmayan yorumlar katlanarak arttı. Bu kitap yeniden, yazarı, yarattığı edebi dünya içinde görme ve gösterme çabalarının bir ürünüdür.

Son Hafriyat
BEHZAT Ç. - Bir AnKara Polisiyesi

Behzat Ç. ve ekibi, kötü bir Renault Toros’la Sakarya Caddesi’nden Ayaş’a kadar altını üstüne getiriyor Ankara’nın.