Türkçe Edebiyat - 21. sayfa

Firavun İmanı

Firavun İmanı’nda Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu sorunsalını bu kez Sakarya Savaşı arefesi ve hemen ertesi dönem bağlamında romanlaştırıyor. Kahramanları yine “sıradan” halk veya dönemin ikinci, üçüncü plandaki kişilerini temsil eden tipler. Roman Mustafa Kemal’in tartışılmaz liderliği etrafında şekillenen Cumhuriyet’in kurucu kadrosu ve onun iradesine karşı, bizzat Kuvayi Milliye hareketi içinden şekillenmekte olan milli-muhafazakâr hoşnutsuzluk, tepki ve muhalefetin şekillenişini konu alıyor.

Meçhul

Gaye Boralıoğlu, Manuel Çıtak’ın fotoğraflarından yola çıkarak yazdığı bu romanda İbrahim’i ararken bir yandan da memleketin hallerine ışık tutuyor.

Orhan Pamuk'u Okumak
Kafası Karışmış Okur ve Modern Roman

Yıldız Ecevit bu kitabı, her şeyden önce, modern romanın kurgu tuzaklarıyla dolu karmaşık dünyasında yolunu yitirdiğini düşünen okur için yazdığını söylüyor. Geleneksel okurla arası açık modern romana örnek olarak ise Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ını seçmiş. Avangard estetiğin ürünü bir romanı okumanın nasıl bir şey olduğu, bu çalışmada Yeni Hayat örneğinde deneyimleniyor, bir ‘açık yapıt’ı çözümlemenin mantığı ve ardında yatan felsefe gözler önüne seriliyor.

Gezgin

“Gitme,” dedi. “Sensiz ben bir hiç olurum. Senle ben... İyiyiz... Benimle kal” Kolumu sıkı sıkı tutuyordu. Gözlerine baktım uzun uzun. Hâlâ kendine bakıyordu, beni görmedi. “Pekala,” dedim. “Seninle kalıyorum.” İnanamadı. Şaşkınlığından sevinmeyi bile unuttu. Sarıldım, öptüm. Dudakları zafer türküsünü söylerken tetiği çektim. Hiç acı çekmedi. Az önceki şaşkınlığına eklenmiş zafer gülümsemesi yüzüne bir maske gibi takılı kaldı.

Oğullar ve Rencide Ruhlar

Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar'dan bilinen sürükleyici diliyle, 5 yaşındaki bir çocuğun içine düştüğü bir hikayeyi anlatıyor.

Kolay Bir Aşk

Aşkını yaratan, büyüten ve sonra onunla kendini büyüleyen bir kadın. Bununla, kendisini güzelleştiriyor, güçlendiriyor. Sonsuz hayran... sonsuz fedakâr... sonsuz teslim… “Bu kadar da olmaz ki!” diyorsunuz… ama yazar sizi ikna ediyor ki, olur! Sahiden hayat gibi anlattığı için, belki de…

Küçük Ağa

Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece “halife-i ruyi zemin”in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikâyesidir.

Çifte Kapıların Ötesi

Gülayşe Koçak kitabında tedavi süresince bir döngü halini alan psikiyatr-hasta ilişkisini ve bir kadının kendi içine yaptığı seyahati roman haline getirerek, hem üstüne çok düşünülse de pek yazılmayan, çok konuşulsa da pek bilinmeyen bir temayı gözler önüne seriyor. Kitabın kahramanı bu seyahat boyunca sadece kendi geçmişiyle değil, döngüyü tamamlayan psikiyatrın geçmişinin de nasıl bugünü etkilediğine tanık oluyor.

Halat Gösterisi

Toprak Işık insanları hikâyeler aracılığıyla anlatmaya devam ediyor. Ama onun insanları bildiğimiz masal veya roman kahramanları değil, bildiğimiz, her gün sokakta görüp yanlarından geçtiğimiz birbirini tanımayan insanlar. İlk kitabı Sırabaşı sonrası, Toprak Işık birbirini tanımayan insanları Halat Gösterisi aracılığıyla birbirlerine yaklaştırıyor.

Fasulye

Üçlü -hatta dörtlü!- bir aşk hikâyesi… Bir insan diğer bir insanı neden sever? Neden terk eder? Ne zaman emin olur gerçekten sevdiğinden? Ya sevildiğinden? Sevdiğinin gönlünü kazanmak için yaptıklarının doğru olup olmadığından ne zaman emin olur veya olamaz? Aşk ve tereddüt nasıl birarada varolur veya olamaz?

Jigolo Cinayeti

Giriş Sayfası: Süper yakışıklı Haluk yanımıza döndüğünde rengi atmıştı. Salonun karanlığında bile bembeyaz olduğu belliydi. “Arayan Faruk’tu, cinayet suçuyla tutuklanmış.” Şaşkınlıkla ona baktık. “Anlamadım?” dedi Nişantaşı kızı kılıklı karısı Canan. “Bir minibüs şoförünü öldürdüğü suçlamasıyla tutuklamışlar.” Bunu söylerken bana özür dilercesine bakıyordu, böylesine hoş olabilecek bir geceyi cinayetle mahvettiği için.

Aramızdaki En Kısa Mesafe

Bir çocuğun gözünden aile: Aynı soyadının önünde toplanmış beş kişi.

Buse Cinayeti
Bir hop-çiki yaya polisiyesi

“Bunlar, ucuz cinsinden takipçi, erkete ya da tetikçiydiler. İşin ne olduğundan bile haberleri olduğuna şüpheliydim. Sadece beni izliyor, nereye gitsem ellerindeki telefonla, temasta oldukları her kimse ona, bilgi veriyorlardı...” Öldürülen “Buse”nin, ya da eski adıyla “Kız Fevzi”nin, öyle olmadık bir ilişki ağının ortasında olduğu anlaşılıyor ki sorup soruşturdukça...Normalin normali bir orta halli mahalle muhiti... Tuhaf bir gazeteci kadın... “Hipnoz”la meşgul olan birileri... Ve otoriter-muhafazakâr bir partinin üst düzey yöneticisi... Ne adına, niçin işlenmiş bir cinayet ki bu

Peygamber Cinayetleri

HOP-ÇİKİ-YAYA POLİSİYELERİ Polisiye edebiyatta, yazarlar kadar dedektifler ya da çözümleyici kahraman tipleri de meşhurdur. Sherlock Holmes, Hercule Poirot, Maigret ve diğerleri kimi zaman yazarlarını bile gölgede bırakmışlardır. Hop-çiki-yaya Polisiyeleri dizisinin de merkezinde böyle bir tip var: İyi eğitim almış, kültürlü, sevimli, “sosyal”, aynı zamanda hayatına istemediği kimseyi sokmamakta kararlı, yakışıklı, Uzakdoğu sporlarına vâkıf bir travesti… Cinâî vakaların çözümlendiği merkez üssü de, onun işlettiği gay bar…

Ahbar-ı Asara Tamim-i Enzar
Edebi Eserlere Genel Bir Bakış

Türk romanın ‘atası’ olarak kabul edilen Ahmet Mithat’ın, 19. yüzyılın sonlarında başlayan “hayaliyun-hakikiyun” (romantizm-realizm) tartışmaları üzerine kaleme aldığı bu küçük kitap, roman sanatı üzerine yazılmış ilk “akademik” çalışmadır. Yayımlanmış 250’den fazla telif ve çevirisiyle edebiyat dünyamızın en verimli yazarlarından biri olan Ahmet Mithat’ın, başlangıcından yaşadığı döneme kadar yazılan değişik edebi anlatım türlerini incelediği, bugüne dek değerinden hiçbir şey kaybetmeyen eserini, Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Nüket Esen titiz bir çevriyazıyla yayına hazırladı.

Ağlama Dolabı

Bir dakikanızı istirham edeceğim, kıymetli abilerim, ablalarım. Şu elinizde tutmuş olduğunuz kitap; Sıdıka 2003, Olası Lakırdılukurdular, Sıkılhan’la Diyalog Çabaları adlı başlıklar altında tam elli iki tane öykü içeriyor. Düzeyli ilişki yaşamak isteyenler, kredi kartı mağdurları, noter tasdikli TV güzelleri, otoyol fahişeleri, sahte şeyhler, iş arayan tetikçiler, dizi ağaları, çocuklarıyla diyalog kurduklarını sanan anne babalar, hırslı ofis insanları, digital musallatlar, internet bağımlıları, kontör ve bonus manyakları, deprem unutkanları, savaş çığırtkanları... Velhasıl türlü çeşitli insan öyküleri, fazla kasmayan, araklanabilir kısa cümleler ve gözü yormayan harflerle anlatılıyor.

Ankara, Mon Amour!

Ankara, Mon Amour!  üst üste asılınca ertesi gün daha iyi ısıtan paltoların  cepli basma elbiselerin  dualarla ekilen simit ağaçlarının  üç tam bir paso’nun  troleybüs hızında giden bir hayatın  Zümrüt Pastanesi’nin ve Alemdar Sineması’nın  sabahtan öğlene bir yağmurla değişiveren dünyaların  ikindi sessizliklerinin ... Bize vaat edilenler de bunlar değil miydi zaten?

Selam Dünyalı, Ben Türküm!

Yürüyüş yaparken zıplayıp tabelalara vuranların, evde gömlek, kravat ve süveterini çıkarmayıp sadece altına pijama giyenlerin, gazetelerdeki insan fotoğraflarına türlü çeşitli bıyıklar çizenlerin hikâyesi... “Kopya kişinin kıldığı namaz geçerli midir?” diye soranların, uzaylı görünce taş atanların, işkembe-kokoreç yasaklanır diye AB’den soğuyanların, yeni dökülmüş betona imza atanların hikâyesi.

Üzgün Kızların Gizli Tarihi

Önce “taksim” edilen, sonra da bir türlü birleşemeyen ada ülkenin kuzeyli kızı, öteki yarısını güneyde bulur; büyük ve çaresiz bir aşka düşer. Adamın aşkını kazanabilmek ya da en azından yakınında olabilmek için ona hikâyeler anlatmaya başlar. “Yaralı Üzgünlükler Prensi”ni kendine bağlamanın başka bir yolunu bilmez.

Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun

“Kadınlık durumlarındaki” ezilmişliği, yoksunlukları, ama onunla beraber direnç ve “ayakta kalma” stratejilerini de yansıtan, yaşama heyecanı taşıyan iştahlı bir anlatı... Hatice Meryem’den, “... karısı olma” hallerine dair bir kinizm şaheseri...

Terapi

Ruhsal acıların elinde kıvranan genç kız, kendisini kurtarmak için alışılmadık bir denemeye girişir. Terapist bir karı kocayı kullanarak geçmişini yeniden kuracaktır. Onları, tüm çocukluğunu kâbusa çeviren korkunç anne ve babasının yerine yerleştirir. Ancak, şiddet ve cinsellik sarmalında bastırılmış anılar uyanırken, akıldışının güçleri de canlanıp ortaya çıkar.

Reçine Kokuyordu Helin

“…Böğürtlen dikeniyle çevrili bahçelere gizlice girdiğimizde her yanımız çizilirdi; alasulu kayısıları, korukları ceplerimize doldurup kuytu köşelerde yerken, çoğu kez Bekir Amca’ya yakalanırdık. O gün yine suçüstü yakalanmıştık. Korkuyla eve döndüğümde herkes eyvandaydı. Köy muhtarı kekeleyerek babamın gönderdiği mektubu okuyor, bir yandan da Kürtçe’ye çeviriyordu..."

Kıraç Dağlar Kar Tuttu

“...Öğleden sonra kent susuyordu. Darağacında sallanan bir insan gibi kıpırtısız, ürkütücü. Yakıcı güneşin altında surların serin mırıltısı duyulur gibiydi. İkilem arasında kalan donuk yüreğim usulca çarpmaya başlıyor. Bir süredir ölümsü bir dinginlik içinde olan içsesim dallanıp budaklanıyor: Sevdaların, hüzünlerin, pişmanlıkların bahçesinde dolanıp durdum. Geçmişin izlerinden yeniden yürüdüm..."

Sırabaşı

Sırabaşı’nı başlıbaşına ilginç kılan bir özelliği, Türkçe edebiyatta pek girilmemiş, bâkir bir dünyaya adım atması: Askerî okul... Askerî öğrencilerin yaşantısına dair üç öykü yer alıyor kitapta. Toprak Işık’ın öyküleri, askerî okul dışında da, öğrencilik yaşantısına bakıyor. Öğrenciliğin sıradan-ve-büyük “olayları”: Öğrenci yurdu... Bekâr öğrenci evi... Büyük kentte okuyan öğrencinin taşraya gidiş gelişleri, mezuniyet sonrası işsiz geçen günler...