Bugünün Kitapları
Yeni Şehir Notları
Şehrin, şehirdeki yeni hayatın karıştırdığı bir kitap işte: Renk, ses, seks, cinayet... Bambaşka bir cinayet ve intihar potansiyeli, belki. `Canısı`yla tuğla kırmızısına dönen son briketler ve ince neon kırmızısı, parliament mavisi, Amerikan ambiyansı... Yeni orta sınıf. Gerilen ama kopmayan çağ lastiği. Otopark zaferleri, otopark hezimetleri ve alışveriş merkezleri...
Dünya Satılık Değildir
Pisboğazlılığa karşı köylüler
Büyük şirketler kâr etmek için dünyanın her köşesini, bütün kaynaklarını, doğasını ve insanları kullanıyorlar. Durmak bilmeyen bir kâr hırsına tâbi olarak, bazen aralarında anlaşıp bazen çatışarak, canlıların doğasını değiştiriyorlar. Devlet(ler)i de amaçlarına alet ediyorlar. Çok şeyi kaybettik, birileri buna dur demedikçe daha da kaybedeceğiz.
1980'lerden 90'lara Türkiye ve Starları
Cilalı İmaj Devri
Türkiye’nin 1980’lerdeki toplumsal değişiminin gündelik hayatta ve popüler kültürde hakim kıldığı değerlerin, mitosların tahlili; “yaldızların” kazınması. Toplumsal adaletsizliğin aldığı yeni boyutlarla, “yeniliklerin” takdiminde sergilenen marifetlerle “günümüz”ü temsil eden şöhretler. Kozanoğlu’nun kitabı, haklı olarak, “Türkiye’nin ne hale geldiği” üzerine kafa yoranların ciddiye aldığı ve sayesinde eğlendiği kitaplardan biri oldu.
Yaşam Soruları
Yirmibirinci yüzyılda, liselerde felsefe öğretmenin hala bir anlamı var mı? Felsefenin liselerin müfredatına dahil edilmesinin nedeni, `tutucuların, geleneksel saygınlığından ötürü öve öve bitiremedikleri, salt geçmişe ilişkin bir şeyin` ayakta tutulması mı? Gençler, daha doğrusu yeniyetmeler, hatta çocuklar, o yaşta onlara saçma sapan görünmesi gereken bir şeyden açık seçik bir anlam çıkarabilirler mi?
Devletin Rantı Deniz...
Türkiye´de devletin çok büyük (çok çok büyük!) ölçekte gayrimenkulünün bulunduğu ve bu gayrimenkullerin büyük çaplı (çok büyük çaplı!) bir kayırma, zenginleştirme / zenginleştirme kaynağı olduğu biliniyor. Her vatandaşın doğal olarak bildiği bir tür hayat bilgisi bu. Devletin Rantı Deniz... bu doğal ama `soyut` bilgiyi somutluyor. Emekli Sayıştay Denetçisi Ali İhsan Saner devlete ait gayrimenkullerin nasıl yağma edildiğini açık seçik örneklerle ortaya koyuyor: arsa arsa, pafta pafta, ada ada...
Dünya Vatan
Gezegen devrinin beşinci yüzyılındayız. Kör ve barbar güçler fışkırırken, yaşama ve daha iyi yaşama talepleri de küreselleşiyor. Ölüm ve doğum semptomları birbirine karışıyor. Bu can çekişme halinin sebebi sadece geleneksel çatışmalara yeni bunalımların eklenmesi değil. Çatışmalı, bunalımlı, sorunlu ve kendi içinde sorunların sorununu taşıyan etkenlerin bir bütünü: İnsanîleşemeyen insanlığın güçsüzlüğü.
Türkiye'nin Mafyası
Türkiye’nin Mafyası, ülkenin tarihine milat gibi düşen malûm Susurluk kazasından bu yana gündemin –maalesef hâlâ- başında oturan o meş’um konuya yurtdışından ‘ithal’ bir katkı. Gerçi pek ithal sayılmasa gerek, çünkü bu çalışmaya imza atanlardan biri Türk. Yayımlandığı Hollanda’da büyük ilgi gören Türkiye’nin Mafyası, Utrech Üniversitesi Kriminoloji Kriminoloji Kürsüsü profesörlerinden Frank Bovenkerk ile yine aynı üniversitede öğretim görevlisi olan Dr. Yücel Yeşilgöz tarafından kaleme alındı.
Mafya Ahlâkı
Kapitalizmin Ruhu
Adının Max Weber’in ünlü başyapıtı Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’nu çağrıştırması boşuna değil: Arlacchi’nin araştırması, mafyanın özgün toplumsal işleyişinin, “aslında” bağdaşmadığı kapitalizmin mantığına nasıl uyarlandığını son derece ilginç örneklerle tahlil ediyor. Kitap, filmlerde, romanlarda, gazetelerde binbir suretiyle boy gösteren mafya vak’asının kaynağından canlı kesitlerle dolu.
Hatemi'nin İran'ı
Mayıs 1997'de Muhammed Hatemi, Halkın değişim isteyen %70'i tarafından İran Cumhurbaşkanı seçildi. Temmuz 1999'da reformcu öğrenciler sokaklara döküldü. Şubat 2000'de reformcular meclis çoğunluğunu ele geçirdi. Ve sık sık "İran'da neler oluyor?" diye sorulmaya başlandı. Elinizdeki kitap bu soruyu önyargılardan, klişelerden, ve hazır cevaplardan olabildiğince uzak durmaya çalışarak cevaplama iddiasında.
Dipsiz Medya
Medya, demokrasi sorunsalı açısından bize bir ikilem sunuyor. Bir yanda, iletişim ve bilgilenme özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından birisi olduğu için, basın-yayın kuruluşları demokrasinin asli kurumları arasında yer alır. Diğer yanda ise, güçlü bir tekelleşme eğilimini içinde barındırarak, bu özgürlüklerin kullanımının çarpıtılması, kısıtlanması ve iktidar ilişkilerine alet edilmesine aktif biçimde katkıda bulunuyorlar.
Susurluk
20 Yıllık Domino Oyunu
Susurluk’taki malum kazanın ardından öylesine çok isimden söz edildi, ortaya öyle çok bilgi (ve yanlış bilgi) saçıldı ki, birçok “yurttaş”ın kafası karıştı. Gazeteci Enis Berberoğlu, bu kitapta, dağınık bilgileri toparlıyor, ortaya yeni bilgiler koyuyor; adı Susurluk’la birlikte anılan resmî, yarı-resmî ve gayrıresmî aktörlerin geçmişini inceliyor; özetle, yirmi yıllık bir domino oyunun taşlarını anlamlı biçimde dizmeye çalışıyor.
Kaltak
Sıradışı Kadınlara Övgü
Türkiye’de “anti-depresan kullananların dünyası”nı anlattığı Prozac Toplumu (İletişim, 1997) adlı kitabı ile tanınan ‘aykırı’ Amerikalı yazar Elizabeth Wurtzel yine ‘sıradışı’ bir kitaba imza atıyor. Gücünü cinselliğinden alan ünlü kadınları, yani ‘kaltaklar’ı anlattığı bu cesur kitabıyla bir yandan tabuları sarsarken, öte yandan feminist kabulleri, anlayışları ve refleksleri ilginç örneklerle sorguluyor.
Radikal Yazıları ya da
Fakat Ne Yazık Ki Sokak Boştu
Perihan Mağden, yaklaşık iki yıldır Radikal’de yazıyor. Fakat Ne Yazık ki... Perihan Mağden’in gazetedeki köşesinde popüler kültür, ilişkiler ve ‘gündelik’ siyaset üzerine yazdıklarından seçilenlerle oluşturulmuş bir derleme. İtirafçı Sadri Alışık, yılan büyücüsü Zeki Müren, her hareketi bir ‘happening’ olan Bülent Ersoy, Barış Manço’nun ölümü ardından kolektif bir yasa duydukları hasreti gideren Avrupaî Türkler, Banu Alkan’ı ti’ye alırken kendi zayıflığını görmezden gelen çocuk bir toplum.
Binyılı Sorgulamak
Kesinlikle keyfi bir gerisayım için rasyonalist bir klavuz
Binyılı Sorgulamak, Stephen Jay Gould’un, milenyumun anlamının peşine düşen ve takvimbilim, astronomi ve tarihten devşirilmiş ilginç hikâyelerle örülü yazılarından oluşuyor. Gould, şu üç sorunun cevabını arıyor: Binyıl tam olarak ne anlama gelir ve bu anlam, İsa’nın yeryüzündeki binyıllık hakimiyetinden insanlık tarihinin binyıllık seküler bir dönemine nasıl kaymıştır?
Savaş Alanından Canlı Yayın
Vietnam'dan Bağdat'a...
Ömrünün yarısını savaşlarda geçiren bir muhabirin anıları. Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü gazetecisi Peter Arnett, sıcak çatışmaların ortasında geçen otuzbeş yılını anlatıyor. Kariyerine Vietnam Savaşı’yla başlayan Arnett, ‘olay mahalli’nden geçtiği dönemin ABD Başkanı Johnson’ı çileden çıkaran haberlerle Pulitzer Ödülü’nü kazandı. O savaş senin bu savaş benim beş kıtayı dolaşan Peter Arnett, son yıllardaki popüleritesini Körfez Savaşı’nda Bağdat’taki bir otelin penceresinden yaptığı, “canlı yayın”larla kazandı.
Ben Almanyalıyım
Alman Parlamentosu'ndaki İlk Türk Asıllı Milletvekili
Onların hikâyesi 1960’larda başlamıştı. Önce evin erkekleri, sonra kadınlar, çocuklar göç etti. Artık ikinci vatanlarıydı “orası”. Aradan geçen 30 küsur yıl sonra, aileler genişledi, ilk yerleşenlerin çocukları doğma büyüme Almanyalı şimdi. Altmışlı yılların başında Almanya’ya göç başladığında kimse ortaya çıkacak sorunların bu kadar uzun süreceğini ve kalıcı olacağını tahmin etmemişti.
Sıfıra Doğru
Veri Suçları ve Bilgisayar Dünyası
Uluslararası bilgisayar dünyasının iki saygın otoritesinin kaleme aldığı bu kitap, günlük hayatımızın vazgeçilmez “aygıtı”nın yarattığı yeraltı dünyasını anlatıyor. Hacker’lar... phreaker’lar... virüs yazarları... Bilgisayar aleminin bu yeni bitirimleri, bedava telefon kullanımı gibi “masum” suçları işlemeyi çoktandır terk ettiler. Bugün CIA’den Pentagon’a NASA’dan NATO’ya dünyanın en güvenilir bilgisayar sistemlerine rahatlıkla girebiliyorlar.
Soygunun Öteki Adı: Devlet İhalesi
“Devlet ihaleleri ve yolsuzluklar”, nicedir hayatımızın değişmez gündemlerinden birini oluşturur. Bu küçük ama önemli kitap, artık kanıksadığımız, eğer ‘küçük’se haber değeri bile olmayan yolsuzlukların “yöntemleri” üzerine bir el kitabı. Bu ilginç çalışma, herkesin bildiği vakaları sıralamıyor, “perde arkası” ifşaatlarda bulunmuyor, zaten bulunmasıda gerekmiyor.
Medyakronik
Medyanın gündelik hayatımızdaki ağırlığı günden güne artıyor, bildiğiniz gibi. Emekleme devresini henüz geçen televizyon kanalları çoğalıyor, sahipleri el değiştiriyor, gazetecilik- televizyonculuk içiçe geçiyor, tekelleşmeler, “angaje” yayın politikaları, “ideolojik” gazeteler ve televizyonlar gitgide yaygınlaşıyor, “düzgün” haber okumak veya seyretmek günden güne güçleşiyor.
Habaset Yazıları ya da
Kapı Açık Arkanı Dön ve Çık
Perihan Mağden’in yazarlık “serüveni”ni epey uzun bir süredir, önce Pazartesi dergisinde, sonra Radikal’de -biliyoruz ki- izliyorsunuz. İzlemiyorsanız da “birazdan” izleyeceksiniz. Bu kitap ağırlıkla Radikal’de, biraz da Pazartesi’nde yayımlanan yazılardan oluşuyor.
Hissesiz Kısalar
Bizans Sohbetleri, Kurabiye Saatinde ve Kırık Zarlar romanlarını E. Emine takma adıyla kaleme alan gazeteci yazar Vivet Kanetti’nin Aktüel dergisinde ve Yeni Yüzyıl gazetesinde kaleme aldığı köşeyazılarının bir derlemesi Hissesiz Kısalar. Vivet Kanetti için bir “üslûpçu” diyebiliriz. Gerek romanlarında gerekse köşeyazılarında Türkçe’nin geniş olanaklarından yararlanan bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz hemen.
Eşref Bitlis Olayı
Komutanın Şüpheli Ölümü
Televizyonlardan tanıdığımız gazeteci Cüneyt Özdemir, ekranlarda araştırdığı Eşref Bitlis’in şüpheli ölümünü, bu kez de kitap olarak gün ışığına çıkarıyor. Kitap, tanıklara, raporlara, belgelere ve kazada ölenlerin yakınlarının ifadelerine dayanıyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bitlis’in kamuoyunun pek bilmediği yanları; bir aile reisi, bir baba ve bir komutan olarak tasvir ediliyor.
Pazartesi Yazıları ya da
Hiç Bunları Kendine Dert Etmeye Değer mi?
Perihan Mağden’in Pazartesi dergisinde yayımlanmış “hınzır ve konuşkan” yazıları: Büyük ve çocuk yıldızlarımız, ailelerimiz, bilhassa mümtaz eşlerimiz, ayrıca mükemmel dişiler... Ayşecik’ten Kenan Doğulu’ya, millî tombulluk sorunsalından “yılların yenilediği şarap” Ajda Pekkan’a, Hafta Sonu gazetesine, Ahu Tuğba’ya, Tarkan’a, Hülya Avşar’a... Ama biraz da Jane Austen’a, Patricia Highsmith’e, Gerard Depardieu’ya... Bazı şeyleri dert edenler için!
İnternet Dolunay Cemaat
Modernizmin uzantısında hem toplumsallaşan hem kitleselleşen “new-age-yeni çağ” kültürü... Usulca büyüyen, hızla güçlenen Fethullah Gülen cemaati... İnsanlığın önünde büyük bir fırsat ve ihmale gelmez bir tehlike halinde duran internet...İnternet, Dolunay, Cemaat bu üç simgesel olgu üzerinden “bir dünya parçası olarak Türkiye”nin bugününe ve geleceğine bakmaya çalışıyor, kritik bir çağ dönümünün ipuçlarını gündelik söylemler içinden çıkarmaya çalışıyor.