Birikim Kitapları
Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu? Avrupa Birliği ve Türkiye
Türkiye tarihinin son iki yüz yılına damgasını Batılılaşma vuruyor. Bir çizgide ilerlemiyor bu süreç, bir adım ileri iki adım geri. Sakallı Celal’in dediği gibi “Batı’ya giden gemide, Doğu’ya koşuyoruz”. Murat Belge, kitapta toplanan yazılarında bu sancılı sürecin son etabını, Avrupa Birliği sürecini anlatıyor. Sekiz yıla yayılan zaman dilimindeki yazılardan sürecin zorluklarını daha iyi görebiliyoruz.
12 Yıl Sonra 12 Eylül
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük “katastrof”u 12 Eylül’dür. Peki, 12 Eylül’ü hak ettik mi? Önce, Türkiye toplumu böyle bir darbeyi daha kolay sindirebilecek bir ruh haline girmişti. Bunun altında, tohumları yetmişlerin politik ortamında atılmış derin bir siyasî hayal kırıklığı yatıyor. Sıradan yurttaş, Kenan Evren’in şahsında nihayet kendi gibi düşünen bir önder bulmuştu.
Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek
Bir dünya görüşünün çeşitli basamakları var. “Aslolan dünyayı dönüştürmektir.” gibi bir ilkeyi -ve bu dönüşümün yönünü belirleyen ilkeleri- bu basamakların en üstüne koyuyorum. Marx, sömürü ile birlikte tahakküm ve hegemonyanın ortadan kalktığı, insanların eşit ve özgür olduğu bir toplumu ve onun nasıl kurulabileceğini araştırmış bir düşünür. Dünya Marx’tan bu yana çok önemli değişimler geçirdi.
Demiş Bulundum
Bazı gerçeklerin basitliği insanı korkutur. Fakat bu gerçekleri olanca basitliğiyle telâffuz etmezseniz onlar sonsuza kadar var kalacaklardır. Öte yandan, basit ve açık gerçekler, ‘ülke sorunları’ gibi başlıklar altında kendilerine yer bulamaz... Ben artık ulaşım politikasında karayollarına ağırlık verilmesi yüzünden demiryolu ulaşımının gelişemeyişinden falan bahsetmek istemiyorum. Şöyle demek istiyorum: Koç araba satacak diye demiryolu yapılmıyor. Çünkü hiçbir politikacı Koç’lara karşı duramaz...”
Marksist Estetik
Christopher Caudwell Marksist bir yazar. Görüşlerini akademik bir düzeyde geliştirmekle yetinmeyip militanca yaşadı ve İspanya İç Savaşı’nda çarpışırken öldü. Bu kitapta görüleceği gibi Caudwell Marksist estetiğin ortodoks çerçevesinin dışına çıkmış, en azından dışına çıkmaya çalışmış bir yazardı.
Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye?
Demokrasiyi gene erteledik, ertelemekteyiz. Bizim siyasî kültürümüzde demokrasi neredeyse mitolojik bir şey ya da belki “Nirvana” gibi uzaklarda, herkesin erişemeyeceği bir idealdir. (Yaşanmamış bir şeyin böyle fantastikleşmesi normaldir herhalde.) Dolayısıyla bu kültürümüzle biz, belki bilinçaltımızda, demokrasiyi, sorunlarımızı çözdüğümüzde erişeceğimiz (belki o zaman erişmeye hak kazanacağımız) bir “mertebe” olarak tasavvur ediyoruz.
Henüz Vakit Varken
“Kürt Sorunu” Türkiye’de bir yandan T.C. devletinin üniter vasfını koruma öte yandan da bir Kürt millî devleti kurma amaçlarının çarpıştığı bir ikilem çerçevesinde yaşanıyor. Olabileceklerin daha henüz başlangıcındayız. Fakat eğer başka bir güçlü ses, bir atılım ortaya konmazsa, hepimiz sorunu üreten Türk milliyetçiliği ile onun kaçınılmaz olarak üretilmesine yol açtığı Kürt milliyetçiliğinin birlikte belirlediği, halklar arası düşmanlığı, hattâ katliamları körükleyen bir kaosa sürükleneceğiz.