Çağdaş Dünya Edebiyatı
Laura'nın Aslı
Kocam da, diye cevapladı kız, yazardır- yani, bir bakıma. Şişman adamlar karılarını döver denir, adam da karısını kâğıtlarını karıştırırken yakalayınca adamakıllı kızgın görünmüştü. Mermer bir kağıt ağırlığını indirdiği gibi bu narin beyaz eli (çırpınır gibi bir hareketle küçük elini gösteriyor) ezecek gibi yapmıştı.
Habermas
Entelektüel Bir Biyografi
Avrupa’nın en önemli felsefecilerinden biri olan Jürgen Habermas’ın hayatı, bir yandan Eleştirel Teori’nin gelişme seyri bağlamında, diğer yandan Almanya’daki liberal demokrasinin işleyişine dair yarım asırdır süren siyasal ve anayasal mücadele ekseninde izlenebilir.
Hannah Arendt
Dünya Aşkıyla
Hannah Arendt hiç kuşkusuz 20. yüzyılın en büyük felsefecilerinden biri. Dahası, felsefecinin aynı zamanda bir kamusal entelektüel ve politik şahsiyet olarak önem taşımasının en güçlü örneklerinden. “Çağının tanığı” sıfatını, müdahil bir tanık olarak hak eden bir şahsiyet... Ölümünden sonra, kendi eserlerinin yanında onun düşüncesi üzerine yazılanlar başlıbaşına bir literatür oluşturdu.
Belirsizlikler Aynası
Karşı Anılar
Karşı Anılar 20. yüzyılı şekillendiren büyük tarihsel olayların birçoğuna ya aktif olarak katılmış ya da yakından tanık olmuş bir büyük yazarın, André Malraux’nun bu arka plan eşliğinde yaptığı bir çağ muhasebesi olarak okunmalıdır öncelikle. Son derece renkli, derinlikli bir politik pratik ve entelektüel hayatın kazandırdığı bilgi, deneyim zenginliği ve olgunlukla, çarpıcı anılarla harmanlanmış bir sorunun, “20. yüzyıl neydi?” sorusunun cevabını arıyor burada.
Yersiz Yurtsuz
Edward W. Said’i, son yüzyılın en büyük entelektüellerinden biri olarak anmak abartma sayılmamalı. Oryantalizm kavramını, eleştirel bir kuramsal araç olarak, o ‘icad etti’. Bunun ötesinde, “eski zamanlardaki” gibi, siyasal fikirleri doğrultusunda harekete geçen, angaje olan bir entelektüeldi.
Zaman İçinde Bediüzzaman
O, hem derviş kıyafetini giyip Bağdat yollarına düşen Molla Said hem Kürt kimliğinin dönem içerisinde önde gelen isimlerinden Said-i Kürdi. Kimilerince “üstad”, kimilerince “gerici”. Bediüzzaman, Molla Said, Said-i Kürdi, “üstad” veya bilinen ismiyle Said Nursi.
Oryantalist
Tuhaf ve Tehlike Dolu Bir Hayatın Aydınlanan Sırrı
Lev Nussimbaum, geçen yüzyılın hemen başında, kozmopolit Bakü’de doğdu. Babası zengin bir petrolcü, annesi ise komünist sempatizanı ve eylemcisi olan Lev, aldığı iyi eğitimden çok serüven romanlarıyla ruhunu besleyen yalnız ve hayalperest bir çocuktu. Ekim Devrimi, kendisinin ve ailesinin hayatını altüst etti. Ömrü boyunca komünistlerden nefret edecek olan genç Yahudi, çok sevdiği ancak giderek tekinsiz ve yaşanmaz bir yer haline gelen Bakü’yü ve Kafkasya’yı babasıyla birlikte terk etmek zorunda kaldı
Tutanak
Le Clézio, Tutanak’ta “dünyanın yeni bir hikayesi”ni anlatıyor. Önünde, arkasında, sağında, solunda modernizmle yaşayan insanın hikayesini. Romanın “kahramanı” Adam Pollo, uyum’u kovalarken, iç dünyasında uzun sarsıntılar yaşar ve Le Clézio’nun telaşlı ama doğal yazısı, tüm bu sarsıntıları sismografik bir aygıt gibi kaydeder...
Altın Balık
“Ey balık, küçük balık, kendine dikkat et! Dünyada seni yakalamak üzere atılmış o kadar çok olta ve ağ var ki.” Altın Balık, altı yaşındayken kaçırılan ve Kuzey Afrika’ya getirilip Lalla Asma’ya satılan Leyla’nın, doğduğu topraklara geri dönmesinin hikâyesi.
Santrforun Rüyası
Kendi Futbol Tarihim
1967-68 sezonunda şeytanın yattığı yeri bilen, şike ve üçkâğıtçılığın her türlüsüne hazır bir Bulgar oyuncu penaltı noktasında hidayete erdi. Daha sonra Ortodoks Rila Manastırı’nın ikinci papazına bunu şöyle anlatacaktı: maçın ortasında tam da her iki ayağıyla rakip kalecinin göğsüne sıçramak üzereyken baş melek Cebrail görünmüştü.
Lizbon´un Son Kabalacısı
Genç Berekiah, dayısının yaptığı son “Hagada”daki resimlerin yardımıyla katili bulmaya çalışırken sonu Konstantiniye’de bitecek bir yola girer. Entrika ve gizemle örülü bu yolda en büyük yardımcısı, Mağripli genç bir Müslüman olan Farid’dir. Yayımlandığı yıl büyük ilgi gören Lizbon’un Son Kabalacısı, gizemli kitaplar, elyazması metinler, dinî resimler arasında iz süren, polisiye tadında bir Ortaçağ serüveni.
Yanlış
Totaliter bir rejimin iki Gizli Servis ajanı, tutukladıkları şüpheliyi başkente sorguya götürmek için yola çıkarlar. Yolculuk başladığında, Merkez tarafından tüm detayları dikkatle hazırlanmış Plan da işlemeye başlar. Bundan böyle ajanlar resmî görevliler değil, "insan" rolüne bürünmüş birer dosttur. Tutuklunun suçunu itiraf etmesi artık an meselesidir.
Ayrılmak
“68 kuşağı” ve civarının sıkça paylaştığı bir yaşantının, sönen bir aşkın ve ayrılmanın hikayesi. “Günün birinde elinizi tutmaz olur...” Ayrılmakla -hele “erkek” olarak- başetme uğraşının seyir defteri. “Onu anlamaya çalışmak...” Kaçınılmaz sonun sindirilmesi. “Sadece gerçek bir kopuş insanı olgunlaştırabilir."
Prozac Toplumu
Prozac, ABD’den tüm dünyaya yayılarak milyonlarca insanın sığınağı olmuş bir “antidepresan”... Wurtzel, Prozac Toplumu’nda, çocukluğundan üniversite yıllarına, depresyonla yaşadığı birlikteliği anlatıyor. Parçalanmış bir ailenin harika çocuğu, ilk aşklar, hayalkırıklıkları, başarılarla çöküşlerin içiçe geçtiği günler, terapistler, diğer ilaçlar ve Prozac'lı hayat...
Sürgün, Göç ve Ölüm
ÇAĞDAŞ KÜRT EDEBİYATINDAN SEÇME HİKÂYELER
Kürtler, modernleşmeyi çift katlı bir dayatma olarak yaşamak zorunda kalmış halklardan biridir. O nedenle de bu süreci geleneksel toplum ve hayatın kurum, değer ve ilişkilerinin çöküşü, yenilerin doğuş ve yerleşme sancıları ile yaşanmış bir toplumsal-kültürel tarih olarak değil, isyanlar, iskân ve ilticalarla yüklü bir siyasal tarihin ağırlığı altında yaşadılar.
Altın
Peter Greenaway... ressam yönetmen, yazar, küratör... ama bütün bu alanlarda sıradışı yapıtlar veren bir sanatçı. Daha çok bir sanatçı-düşünür. 7 Mayıs 1945’te İkinci Dünya Savaşının resmen sona ermesinden iki gün önce, Kuzey İtalya’da Avusturya ve İsviçre sınırı yakınlarında beyaz bir ata çarpan siyah bir Mercedes... arka koltukta bulunan 92 külçe altın...Sakinleri doğru dürüst spagetti pişirmeyi bir türlü beceremeyen bir kent.
Sevgili Fidel
Hayatım, Aşkım, İhanetim
Marita Lorenz’in hayatı, nefes kesici bir macera romanını andırıyor: Bergen-Belsen Nazi Toplama Kampı’nda geçirilen azap dolu günler, savaş, tecavüz, CIA ajanlığı, mafya, yağmur ormanlarında tutsaklık... Akıllara durgunluk veren bu hatıraları okurken, cesur ama yaralı bir kadın-çocuğu tanıyoruz. Aynı zamanda da, onun gözünden, kendini “Ben Küba’yım,” diye tanımlayan Castro’nun insani hallerine tanık oluyoruz.
Ka
Gökyüzü ansızın bir kartalın karanlığına gömüldü. Menekşe rengine çalan parlak kara tüyleri, bulutlar ve yeryüzü arasında hareketli bir perde oluşturmuştu. Pençelerine asılı duran, korkudan kaskatı kesilmiş devasa fil ve kaplumbağayla birlikte, dorukları sıyırıp geçiyordu.
Kandinsky ve Ben
Wassily Kandinsky’yle 1917 yılında, henüz ondokuz yaşındayken evlenen Nina Andreevskaya Kandinsky, bütün ömrünü büyük bir aşkla sevdiği ve sanatına sonsuz bir hayranlık duyduğu kocasına adamıştı. Bu adanış, anılarını yazdığı “Kandinsky ve Ben” adlı kitabında ne kadar çok Kandinsky, ne kadar az “ben” olduğundan da anlaşılır.
Yeryüzündeki Amor
Huzursuzluk, Albert’in öteden beri yaşadığı en temel duygudur. Bebekliğinde bile rahat bir uykunun gevşekliğini veya anne sütünün tatlı rehavetini tatmamıştır. Rahatsız ve mütereddit ruhu, kalabalıklara karışmasına izin vermez; genç adam yaşamı uzaktan izlemeye razı olur. Bu sıkıntılı durum, yakıcı güzelliğiyle Albert’in aklını başından alacak İtalyan dilberi Elena'yla değişecektir.
Mistik Masör
Ganeş Ramsumair, Karayiplerdeki küçük Trinidad Adası’nın başkenti Port of Spain’de öğretmenlik yapan, hırslı, okumayı seven bir gençtir. Babasının ölümü üzerine döndüğü köyünde, halasının ve komşusu Ramlogan’ın yüreklendirmesiyle yazar olmaya karar verir. Ama önce Ramlogan’ın kızı Lila’yla evlenerek başka bir köye taşınır. Bu köyde aradığı huzuru bulacak, yazmaya başlayacaktır.
Flaman Tablosu
15. yüzyılda Fransa ile Burgonya Krallığı arasına sıkışmış küçük bir dükalık. Bir dük, bir düşes ve bir şövalye arasında, gerilimli bir aşk üçgeni. 1471’de, ünlü bir Flaman ressamı tarafından yapılan ve dükle şövalye arasındaki satranç oyununu konu alan bir tablo, daha doğrusu bir başyapıt.
Bir Kadeh Nimet
"Akşam yemeği, bu gibi yemekler nasıl geçerse öyle geçti, erkekler havadan sudan konuşurken kadınlar da ev işleri ve Hilary’nin yeni doğan bebeğiyle ilgili sohbet ettiler. Bazen genel konularda ortak sohbetler de oldu. Yemeğin sonuna doğru, Sybil ve Hilary hayır işlerine duydukları ortak ilgiyi keşfettiler, böylece ben de Piers Longridge'i düşünecek vakit bulabildim." II. Dünya Savaşı sonrası İngilteresi’nde yaşayan sakin ve ölçülü bir İngiliz kadının ruhunda neler olup bittiğini kim bilebilir?
Dört Ziyafet
1930’lu yıllarda İsrail topraklarındaki Kfar David köyüne gelen Judith adlı bir kadının ve ona tutulan üç erkeğin öyküsü Dört Ziyafet. İkinci Dünya Savaşı’na, İsrail-Arap savaşı yıllarına uzanan, böylesi bir arka planda kaderin cilvelerini, raslantının oyunlarını, aşkın kurallarını anlatan bir roman.