Saul Bellow

10 Haziran 1915’te, ailesinin kısa bir süre önce Rusya’dan göçerek yerleştiği Kanada’nın Quebec şehrinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle beraber bu sefer Amerika’ya, hayatının büyük bölümünü geçireceği ve roman ile hikâyelerinin büyük kısmının ana mekânı olan Chicago’ya göç etti. Babası soğan ithalatçılığı yapıyordu. Çok küçük yaştan itibaren kitap okumaya meraklı olan Bellow, bir röportajında söylediğine göre, Tom Amca’nın Kulübesi’ni okuduğunda yazar olmaya karar verdi. Chicago Üniversitesi’nde başladığı İngiliz Edebiyatı eğitimini iki sene sonra yarıda bırakarak, Northwestern Üniversitesi’nin antropoloji bölümüne geçti. Antropoloji eğitiminin edebiyatı üzerindeki etkisi pek çok eleştirmen tarafından vurgulanmıştır.

Bellow romancılık kariyerinden önce geçimini bir süre gazete ve dergilere kitap eleştirileri yazarak sağladı. İlk romanı Boşlukta Sallanan Adam 1944’te, ikinci romanı Kurban ise 1947’de yayımlandı. 1948’de aldığı Guggenheim bursuyla iki sene Paris’te ve başka Avrupa şehirlerinde kaldı. Asıl başarı ve ünü bu iki yıl içinde yazmaya başlayıp 1953’te yayımladığı ve yayımlanır yayımlanmaz prestijli Ulusal Kitap Ödülü’ne değer bulunan Augie March’ın Maceraları ile elde etti. Bu renkli, dopdolu ve grotesk roman, teknik anlamda olduğu kadar “Amerikalılık” kavramına getirdiği yeni yorumla da birkaç nesil Amerikan yazarını derinden etkilemiştir. Bellow’un en önemli edebi mirasçılarından, İngiliz romancı Martin Amis’e göre Augie March o hep sözü edilmiş ama bir türlü kimse tarafından yazılamamış olan “büyük Amerikan romanı”dır. Philip Roth’a göreyse Bellow kendisinden sonraki “göçmen” Amerikalı yazarlar için “edebi Kristof Kolomb”dur ve Augie March’la “Amerikan edebiyatı nasıl yapılır” sorusunun cevabını keşfetmiştir.

Bellow Augie March’ın Maceraları’nın ardından, 1956’da çok daha farklı, çok daha kısa ama bir o kadar güçlü olan dördüncü romanı Günü Yaşa’yı yayımladı. Bu kitapta Augie March’ın tam zıddı karakterde bir kahraman olan Tommy Wilhelm’in bir gün içinde yaşadığı ruhsal çöküntü anlatılır. 1959 tarihli Yağmur Kral Bellow’un 1960’lardan 2000’lere kadar yazacağı kitapların tema ve yapılarının habercisi olarak görülebilir. Bellow’un “hayatın anlamını arayan erkek entelektüel kahraman”larının ilki olan Eugene Henderson, içinde bulunduğu ruhsal bunalımdan çıkış yolunu Afrika’ya gitmekte bulan çılgın ve mutsuz bir milyonerdir ve aralarına katıldığı yerli kabilelerinden biri tarafından “Yağmur Kral” ilan edilir. Bellow’un beş senede yazdığı ve 1964’te yayımladığı en büyük kitabı Herzog’un kahramanı Moses Herzog da tıpkı Eugene Henderson gibi bir orta yaş krizinin, entelektüel ve psikolojik bir bunalımın içinden hitap eder okuyucuya. Ailesi darmadağın olmuş, akademik hayatı çıkmaza girmiş Herzog, ailesine, arkadaşlarına ve ölmüş ya da yaşayan ünlülere hiç göndermeyeceği mektuplar yazar ve dünyayla, tarihle, kendi hayatıyla ve hayal kırıklıklarıyla ilgili sorular sorar, özürler diler, şikâyet eder. Bu kitapla Bellow ikinci defa Ulusal Kitap Ödülü’nü kazanmıştır.

Bellow 1970 yılında Bay Sammler’ın Gezegeni’ni yayımladı ve bu kitapla beraber üst üste üç Ulusal Kitap Ödülü kazanan ilk Amerikan yazarı oldu. 1975’te de Pulitzer Ödülü’nü kazanacak olan Humboldt’un Armağanı’nı yazdı. 1976’da İsveç Akademisi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Akademi ödülü verirken Bellow’un “derin bir insanlık kavrayışıyla çağdaş kültürün incelikli bir çözümlemesini eserlerinde birleştirmesine” dikkat çekti. Bellow’un bu tarihten sonra yazdığı kitaplar, sırayla Dean’in Aralığı (1982), Daha Fazla Kalp Kırıklığı Ölümü (1987), Bir Hırsızlık (1989), Belarus Bağlantısı (1989), Beni Hatırlatacak Bir Şey: Üç Hikâye (1991), İşin Aslı (1997), Ravelstein (2000) ve Toplu Hikâyeler (2001)’dir.

20. yüzyılın en büyük romancılarından biri sayılan Saul Bellow, 5 Nisan 2005’te, doksan yaşında Chicago’da öldü.