Yeni Çıkan Kitaplar

Yüzleşme

Bir anaokulunda on dokuz çocuğu rehin alan bir adam ve  çocukları kurtarmaya çalışan bir müzakereci, Émile... Geçen zamanla beraber teknoloji, dijital dünya, sosyal medya platformları üzerine sohbetleri derinleşir. Ayrıca adam kendisinin Elon Musk olduğunu iddia etmektedir, peki sahiden iddia ettiği kişi midir? Deneyimli müzakereci Émile’i bile şüpheye düşüren bu adam kimdir ve gerçekte ne istemektedir? Taşların Anlattığı ve Juette’in Tutkusu kitaplarından tanıdığımız Clara Dupont-Monod Yüzleşme’de bizi çağımızla ve onun getirdikleriyle karşılaştırıyor...

Kara Orman

Ekolojik suçlar, yani doğaya-dünyaya karşı işlenen suçlar; bir de doğrudan fiziki saldırılara, cinayete dönüşürse... Wolfgang Schorlau’dan bir ekolojik polisiye. Kara Orman, “aile romanı” gibi başlıyor aslında. Özel dedektif Dengler, yaşlanan annesiyle ilgilenmek üzere taşraya gidiyor. Ancak annesinin arazisinde bir rüzgâr santralinin yapılması meselesiyle ve yerel halkın buna karşı direnişiyle karşılaşınca, roman ağır ağır bir polisiye çehresi kazanıyor: Bir iklim polisiyesi.

Dünyadan Son Gidişimiz

Gülhan Tuba Çelik, Dünyadan Son Gidişimiz'de bir ayağı çağımızın her yerde üstümüze boca edilen o parıltılı vitrinlerinin önünde, diğer ayağı arka sokakların tam göbeğinde duran öyküler anlatıyor. Kalabalık ve steril sitelerle, evlerin birbirinin üstüne devrildiği o tıklım tıklım mahallelerinin arasındaki birkaç adımın, basit ve fiziksel bir eylemin ötesinde taşıdığı anlamı deşiyor. Bazen sıradan bir nesnenin varlığının ya da yokluğunun, bazen bir anda kendimizi içinde bulduğumuz, önemsizmiş gibi görünen o duygunun nasıl başlı başına hayatın ta kendisi olduğunu fark ettiriyor.

Dutlar Karaydı

Mahsum Ece, tuhaf insanların yaşadığı, tarifi zor olayların yaşandığı bir köyün hikâyesini anlatıyor. Ama anlattığı bu insanlar, yaşananların kaderleri olduğunu, bir çıkış yolları bulunmadığını o kadar kabullenmişler ki, tarihin dışına itilmiş birer hayalet gibi dolaşıyorlar puslu ve karanlık yurtlarında.

Tükenmişlik
Siyasi Yenilginin Duygusal Deneyimi

Hannah Proctor, Tükenmişlik kitabında politik mücadele içerisinde sıcağı sıcağına çok kolay anlaşılamayan tükenmeye, tükenmenin duygu dünyasına bakıyor. Fransa’nın bir ceza kolonisine sürgün edilen Komün üyelerinin veya Ekim Devrimi’nden sonra soluğu sanatoryumlarda alan yorgun düşmüş Bolşeviklerin ve tarihten başka pek çok örneğin öğreticiliğinden faydalanıyor.

Zamanın Duyguları

İçinde yaşadığımız “canavarlar zamanı”nın bir korku çağı olduğunda neredeyse herkes hemfikir görünüyor. Belirsizliğin, güvensizliğin yarattığı korku. İnsan türünün belirsizlik içinde yaşadığı o uzun çağlardan sonra; her şeyi kontrol altına aldığını, en azından alabileceğini düşündüğü kısacık zamanda geliştirdiği özgüveni yerle bir eden bir korku. Ona yapışan öfke. Korkuyu korku değil de öfke olarak ifade etmeyi kolaylaştıran onca “bilgi”: İşsiz kaldık çünkü Suriyeliler geldi, güvende değiliz çünkü LGBTi’ler dünyanın çivisini çıkardı... Ve bu ikisinin ayrılmaz üçüncüsü, nefret. Bu kombonun eşlikçileri de az değil: Hınç, tiksinti, haset, kayıtsızlık...

Sıradan Bir Hikâye

İvan Gonçarov’un ilk romanı Sıradan Bir Hikâye, modernleşen bir toplumun ahlâki ve duygusal dönüşümünü bir gencin hayalleri üzerinden gözler önüne serer.

Asiler Otobüsü

Asiler Otobüsü, insanın zaaflarının ve arzularının dolambaçlı yollarında gezinen çarpıcı bir John Steinbeck romanı.

Geç Kaldığımız Her Şey Gibi

Ekin Kadir Selçuk, Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor. Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor...

İhlâl Sanatı
F-Tipi Hapishanelerde Gündelik Hayat

İhlâl Sanatı, mutlak kontrol altında tutulmak üzere kapatılan mahpusların, kontrol edilemeyen, “kapatılamayan” yaşam pratiklerini anlatıyor. Bu sanatın bazen leğenden basketbol potası yapmak, bazen buğulanmış cama iki kelime yazı yazmak gibi çok çeşitli yöntemlerle icra edildiğini gösteren Sibel Bekiroğlu, okuma sanatı, spor ve sağlıklı yaşam sanatı, iletişim sanatı, beslenme sanatları, elişi sanatları başlıklarıyla tasnif ediyor ihlâl sanatını.

Muhacirler İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Döneminde Kuzey Kafkasyalı Müslümanlar

1850’ler Birinci Dünya Savaşı arasında, yaklaşık bir milyon Kuzey Kafkasyalı Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Bu Müslüman muhacirlerin iskânı, Osmanlı Devleti'ni değiştirdi, bölgesel ekonomileri canlandırdı fakat aynı zamanda toprak üzerindeki rekabeti kızıştırdı ve bazen mezhep gerilimlerine zemin hazırladı. Rus ve Osmanlı imparatorluklarının sınırlarında temel değişikliklere neden oldu. Muhacirler İmparatorluğu, geç dönem Osmanlı tarihini kitlesel yerinden edilme olgusu üzerinden yeniden kurguluyor ve modern Ortadoğu’daki muhacir iskânı uygulamalarının kökenlerini gün yüzüne çıkarıyor.

Türklerin Tarihi
Açıklamalı Bir Kronoloji

Ümit Hassan, bu kronolojisinde, eski Türk topluluklarının devletleşme sürecinin kuşbakışı bir özetini sunuyor. MÖ 800’de İskitlerle başlayan kronoloji, 1335-1336’da son İlhan Abu Said Han’ın ölümüyle ve “Beylikler dönemi ve Osmanlı Devleti’ne giden yol...” cümlesiyle bitiyor. Tarihsel seyrin duraklarının tespit ve tasnifiyle ilerleyen akış, ara ara yazarın kısa değinmeleri, yorumlarıyla renkleniyor. Ümit Hassan’ın daha önce Türkiye tarihi üzerine bir derlemenin içinde yer almış bu çalışması ilk kez bağımsız olarak yayımlanıyor.

Sosyalizmin Definesini Aramak
Ernst Bloch ve Hikmet Kıvılcımlı'da Sosyalizm, Din, Kültür ve Gelenek

Sosyalizmin Definesini Aramak, dünyada ve Türkiye’de sosyalizmin iki sıra dışı, hatta kimilerince “sapkın” sayılan düşünürünün yollarını kavuşturuyor: Ernst Bloch ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı. Farkı coğrafyalarda, farklı şartlarda yetişmiş ve yaşamış iki düşünür bir noktada ortaktırlar: Dinde, geçmiş tarihsel tecrübelerde, geleneklerde ve kadim anlatılarda kazı yaparak, sosyal devrimin, sosyalizmin derin köklerini ararlar.

Herkesi Memnun Etme Çabası
Uyum Tuzağından Kurtulma ve Vicdan Azabını Geride Bırakma Kılavuzu

Psikolog Ulrike Bossmann Herkesi Memnun Etme Çabası’nda, hayatın her alanında ve sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını önceleyerek yaşamayı şiar edinmiş kişileri inceliyor. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin bencillik değil sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazı olduğunu vurgulayan yazar, okura farkındalığın ve özşefkatin değerini hatırlatıyor.

Lojman

“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var.”

Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi

Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi’nde Ali İpek, çocukluğunda başına gelen trajik bir olayın travmasını ömür boyu yaşayan, gerçek ile sanrı arasındaki sınırda kaybolan, üzerindeki baskılardan ve yakasını bırakmayan yalnızlığından usanıp kendine hayalî bir eş yaratan Saniye Hanım’ın gizemle örülü hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Baykuşlar gerçekten uğursuzluk getirirler mi?

Sus

Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.

Yabancılaşma
Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine

Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda bir felsefi düşünme çabası...

En Uzun Yolculuk

E.M. Forster, erken dönem eserlerinden En Uzun Yolculuk’ta bireyin tercihleriyle toplumsal beklentiler arasındaki çatışmayı ele alıyor.

Ripley ve Peşindeki Çocuk

Tom Ripley, geçmişini ustalıkla silmiş, yeni ve sakin bir hayat kurmuşken, esrarengiz bir delikanlının kendisini izlediğini fark eder. Kısa sürede onun, zengin ailesinden kaçmış Amerikalı bir genç olduğunu anlar. İçine kapanık biri gibi görünen bu genç aslında onun kimliğine, cesaretine ve karanlık özgürlüğüne tutunmaya çalışan saplantılı birdir. Ve Ripley bu sefer avcı değil, vicdan ile hayatta kalma içgüdüsü arasında sıkışmış bir rehber olacaktır.

Amerikan İç Savaşı'nın Kısa Tarihi

Christopher Anderson, Amerikan İç Savaşı’nın Kısa Tarihi’nde bizi İç Savaş’ın tozlu yollarında huzursuz edici bir yolculuğa çıkarıyor. Amerikan Devrimi’nin “evlatlarını” birbirine düşüren sebepleri Güney’den bir bakışla yorumlarken, bizi ABD siyasetine ve toplumuna dair bugün bildiklerimizi yeniden gözden geçirmeye davet ediyor.

Demokrasi, Sınıf, Halkçılık, Sosyalizm (1933-1951)

Demokrasi, Sınıf, Halkçılık, Sosyalizm (1933-1951), Türkiye’de sosyalist akımın özgün öncülerinden Esat Âdil’in 1933’ten 1951’e uzanan düşünsel üretiminden bir seçkidir. Esat Âdil’in özgünlüğü, öncelikle, sosyalist harekette ilk kez Türkiye Komünist Partisi (TKP) geleneği dışında bir yol açmasında yatar. 1946 yılında kurduğu Türkiye Sosyalist Partisi’yle (TSP) bu yolu açmaya çalışmıştı. Yerel eşraftan gelen, iyi eğitim görmüş bir “güzide” olarak, “halkın en aşağı ve en yukarı tabakaları arasında başka hiçbir memlekette olmadığı kadar feci ve bariz bir duyuş ve yaşayış farkı” bulunmasından mustaripti, sınıfsal eşitsizliği bir insanlık sorunu olarak yüreğinde hissediyordu. Bütün içtenliğiyle, “halkçı” idi. Bu kitap, Türkiye sosyalizminin kadri bilinmemiş bir şahsiyetine saygı duruşudur.

Geçmişle Diyaloglar
Arkeolojiyi Yeniden Düşünmek

Arkeoloji, geçmişi çoğu zaman sessiz, tamamlanmış ve nesnel bir alan olarak sunar. Oysa geçmiş, bugünün bilgi rejimleri, siyasal tercihleri ve etik sınırları içinde tekrar tekrar oluşturulur. Geçmişle Diyaloglar-Arkeolojiyi Yeniden Düşünmek’te Güneş Duru, arkeolojiyi tam da geçmişle kurulan bu karmaşık ilişkinin düşünsel ve politik bir pratiği olarak ele alıyor.

Spiritüellik

Lionel Obadia, tarihsel akışı içinde farklı toplumlarda ortaya çıkan spiritüel eğilimlerin sosyolojik ve kültürel bir panoramasını sunuyor. Yazar çözümleyici ve eleştirel bir yaklaşımla ele aldığı spiritüelliğin dinsel kökenlerine bakıyor, sonra da modern toplumlardaki yeni spiritüel eğilimleri inceliyor. André Malraux, “21. yüzyıl spiritüel bir yüzyıl olacak ya da [böyle bir yüzyıl] hiç olmayacak” demişti. Spiritüellik bu cümleden esinlenerek yazılmış, spiritüelliğin geçirdiği evrimi sorgulayan, zihin açıcı bir başucu kitabı...