DekabristlerÖyküler
Dekabristler, bir devrim kuşağının özgürlük idealleriyle Çarlık Rusyası’ndaki hayatın sert gerçekleri arasında geçen unutulmaz öykülerden oluşuyor.
Sınır KoymakKendinizi Korumanın, İlişkilerinizi Güçlendirmenin ve İstediğiniz Hayatı Yaşamanın Yolları
Klinik psikolog Krystal Mazzola Wood Sınır Koymak’ta beden, ruh sağlığı, cinsellik, para, zaman, ilişkiler gibi alanlarda sınırların ne kadar hayati bir yeri olduğunu gösteriyor. Teorik bilgilere eşlik eden pratik alıştırmalar yardımıyla, sınır koymayı somut ve anlaşılır bir niteliğe kavuştururken okura özgün benliğine ulaşma macerasında cesaret aşılıyor.
Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul HavasıOsmanlı İstanbulu'nda Kahvehanenin Müziği ve Sosyal Topoğrafyası
Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası, Osmanlı İstanbulu’ndaki kahvehanelerde sergilenen müzikal performansları ve bu mekânlara gidenlerin gerek sosyal gerek ekonomik pozisyonlarını ele alıyor.
Kartezyen PrensDescartes ve Siyaset
Utku Özmakas Kartezyen Prens: Descartes ve Siyaset kitabında Ulus Baker’in Descartes’ta işitilemeyen bir tını, okunamayan bir nota olabileceği “şüphesinden” el alarak öfkeli bir sesin peşine düşüyor; açıkça duyulabilir bir ses olduğundan değil, ama şüphe ettiğinden… Descartes felsefesinin önemli uğraklarını katediyor, prenses Elizabeth’le mektuplaşmalarından adalet anlayışına, ahlâk kavrayışına, “mimarlığına”, matematiğine kadar uzanıyor. Okuru, Descartes’ın siyasal öğretisi ile epistemolojisi arasındaki gerilime dair fevkalade öğretici bir tartışmaya davet ediyor.
Churchill
Bir Alman’ın Hikâyesi ve Hitler Üzerine Notlar kitaplarıyla bilinen Sebastian Haffner, Churchill’de, analitik bakışını, gözlem gücünü ve yazarlık ustalığını sergiliyor.
Yüzleşme
Bir anaokulunda on dokuz çocuğu rehin alan bir adam ve çocukları kurtarmaya çalışan bir müzakereci, Émile... Geçen zamanla beraber teknoloji, dijital dünya, sosyal medya platformları üzerine sohbetleri derinleşir. Ayrıca adam kendisinin Elon Musk olduğunu iddia etmektedir, peki sahiden iddia ettiği kişi midir? Deneyimli müzakereci Émile’i bile şüpheye düşüren bu adam kimdir ve gerçekte ne istemektedir? Taşların Anlattığı ve Juette’in Tutkusu kitaplarından tanıdığımız Clara Dupont-Monod Yüzleşme’de bizi çağımızla ve onun getirdikleriyle karşılaştırıyor...
Kara Orman
Ekolojik suçlar, yani doğaya-dünyaya karşı işlenen suçlar; bir de doğrudan fiziki saldırılara, cinayete dönüşürse... Wolfgang Schorlau’dan bir ekolojik polisiye.
Kara Orman, “aile romanı” gibi başlıyor aslında. Özel dedektif Dengler, yaşlanan annesiyle ilgilenmek üzere taşraya gidiyor. Ancak annesinin arazisinde bir rüzgâr santralinin yapılması meselesiyle ve yerel halkın buna karşı direnişiyle karşılaşınca, roman ağır ağır bir polisiye çehresi kazanıyor: Bir iklim polisiyesi.
Dünyadan Son Gidişimiz
Gülhan Tuba Çelik, Dünyadan Son Gidişimiz'de bir ayağı çağımızın her yerde üstümüze boca edilen o parıltılı vitrinlerinin önünde, diğer ayağı arka sokakların tam göbeğinde duran öyküler anlatıyor. Kalabalık ve steril sitelerle, evlerin birbirinin üstüne devrildiği o tıklım tıklım mahallelerinin arasındaki birkaç adımın, basit ve fiziksel bir eylemin ötesinde taşıdığı anlamı deşiyor. Bazen sıradan bir nesnenin varlığının ya da yokluğunun, bazen bir anda kendimizi içinde bulduğumuz, önemsizmiş gibi görünen o duygunun nasıl başlı başına hayatın ta kendisi olduğunu fark ettiriyor.
Dutlar Karaydı
Mahsum Ece, tuhaf insanların yaşadığı, tarifi zor olayların yaşandığı bir köyün hikâyesini anlatıyor. Ama anlattığı bu insanlar, yaşananların kaderleri olduğunu, bir çıkış yolları bulunmadığını o kadar kabullenmişler ki, tarihin dışına itilmiş birer hayalet gibi dolaşıyorlar puslu ve karanlık yurtlarında.
TükenmişlikSiyasi Yenilginin Duygusal Deneyimi
Hannah Proctor, Tükenmişlik kitabında politik mücadele içerisinde sıcağı sıcağına çok kolay anlaşılamayan tükenmeye, tükenmenin duygu dünyasına bakıyor. Fransa’nın bir ceza kolonisine sürgün edilen Komün üyelerinin veya Ekim Devrimi’nden sonra soluğu sanatoryumlarda alan yorgun düşmüş Bolşeviklerin ve tarihten başka pek çok örneğin öğreticiliğinden faydalanıyor.
Zamanın Duyguları
İçinde yaşadığımız “canavarlar zamanı”nın bir korku çağı olduğunda neredeyse herkes hemfikir görünüyor. Belirsizliğin, güvensizliğin yarattığı korku. İnsan türünün belirsizlik içinde yaşadığı o uzun çağlardan sonra; her şeyi kontrol altına aldığını, en azından alabileceğini düşündüğü kısacık zamanda geliştirdiği özgüveni yerle bir eden bir korku. Ona yapışan öfke. Korkuyu korku değil de öfke olarak ifade etmeyi kolaylaştıran onca “bilgi”: İşsiz kaldık çünkü Suriyeliler geldi, güvende değiliz çünkü LGBTi’ler dünyanın çivisini çıkardı... Ve bu ikisinin ayrılmaz üçüncüsü, nefret. Bu kombonun eşlikçileri de az değil: Hınç, tiksinti, haset, kayıtsızlık...
Sıradan Bir Hikâye
İvan Gonçarov’un ilk romanı Sıradan Bir Hikâye, modernleşen bir toplumun ahlâki ve duygusal dönüşümünü bir gencin hayalleri üzerinden gözler önüne serer.
Asiler Otobüsü
Asiler Otobüsü, insanın zaaflarının ve arzularının dolambaçlı yollarında gezinen çarpıcı bir John Steinbeck romanı.
Geç Kaldığımız Her Şey Gibi
Ekin Kadir Selçuk, Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor.
Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor...
İhlâl SanatıF-Tipi Hapishanelerde Gündelik Hayat
İhlâl Sanatı, mutlak kontrol altında tutulmak üzere kapatılan mahpusların, kontrol edilemeyen, “kapatılamayan” yaşam pratiklerini anlatıyor. Bu sanatın bazen leğenden basketbol potası yapmak, bazen buğulanmış cama iki kelime yazı yazmak gibi çok çeşitli yöntemlerle icra edildiğini gösteren Sibel Bekiroğlu, okuma sanatı, spor ve sağlıklı yaşam sanatı, iletişim sanatı, beslenme sanatları, elişi sanatları başlıklarıyla tasnif ediyor ihlâl sanatını.
Muhacirler İmparatorluğuOsmanlı İmparatorluğu'nun Son Döneminde Kuzey Kafkasyalı Müslümanlar
1850’ler Birinci Dünya Savaşı arasında, yaklaşık bir milyon Kuzey Kafkasyalı Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Bu Müslüman muhacirlerin iskânı, Osmanlı Devleti'ni değiştirdi, bölgesel ekonomileri canlandırdı fakat aynı zamanda toprak üzerindeki rekabeti kızıştırdı ve bazen mezhep gerilimlerine zemin hazırladı. Rus ve Osmanlı imparatorluklarının sınırlarında temel değişikliklere neden oldu. Muhacirler İmparatorluğu, geç dönem Osmanlı tarihini kitlesel yerinden edilme olgusu üzerinden yeniden kurguluyor ve modern Ortadoğu’daki muhacir iskânı uygulamalarının kökenlerini gün yüzüne çıkarıyor.
Türklerin TarihiAçıklamalı Bir Kronoloji
Ümit Hassan, bu kronolojisinde, eski Türk topluluklarının devletleşme sürecinin kuşbakışı bir özetini sunuyor. MÖ 800’de İskitlerle başlayan kronoloji, 1335-1336’da son İlhan Abu Said Han’ın ölümüyle ve “Beylikler dönemi ve Osmanlı Devleti’ne giden yol...” cümlesiyle bitiyor. Tarihsel seyrin duraklarının tespit ve tasnifiyle ilerleyen akış, ara ara yazarın kısa değinmeleri, yorumlarıyla renkleniyor. Ümit Hassan’ın daha önce Türkiye tarihi üzerine bir derlemenin içinde yer almış bu çalışması ilk kez bağımsız olarak yayımlanıyor.
Sosyalizmin Definesini AramakErnst Bloch ve Hikmet Kıvılcımlı'da Sosyalizm, Din, Kültür ve Gelenek
Sosyalizmin Definesini Aramak, dünyada ve Türkiye’de sosyalizmin iki sıra dışı, hatta kimilerince “sapkın” sayılan düşünürünün yollarını kavuşturuyor: Ernst Bloch ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı. Farkı coğrafyalarda, farklı şartlarda yetişmiş ve yaşamış iki düşünür bir noktada ortaktırlar: Dinde, geçmiş tarihsel tecrübelerde, geleneklerde ve kadim anlatılarda kazı yaparak, sosyal devrimin, sosyalizmin derin köklerini ararlar.
Herkesi Memnun Etme ÇabasıUyum Tuzağından Kurtulma ve Vicdan Azabını Geride Bırakma Kılavuzu
Psikolog Ulrike Bossmann Herkesi Memnun Etme Çabası’nda, hayatın her alanında ve sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını önceleyerek yaşamayı şiar edinmiş kişileri inceliyor. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin bencillik değil sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazı olduğunu vurgulayan yazar, okura farkındalığın ve özşefkatin değerini hatırlatıyor.
Lojman
“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var.”
Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi
Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi’nde Ali İpek, çocukluğunda başına gelen trajik bir olayın travmasını ömür boyu yaşayan, gerçek ile sanrı arasındaki sınırda kaybolan, üzerindeki baskılardan ve yakasını bırakmayan yalnızlığından usanıp kendine hayalî bir eş yaratan Saniye Hanım’ın gizemle örülü hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Baykuşlar gerçekten uğursuzluk getirirler mi?
Sus
Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.
YabancılaşmaToplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine
Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda bir felsefi düşünme çabası...
En Uzun Yolculuk
E.M. Forster, erken dönem eserlerinden En Uzun Yolculuk’ta bireyin tercihleriyle toplumsal beklentiler arasındaki çatışmayı ele alıyor.
