Sıradan Bir Hikâye
İvan Gonçarov’un ilk romanı Sıradan Bir Hikâye, modernleşen bir toplumun ahlâki ve duygusal dönüşümünü bir gencin hayalleri üzerinden gözler önüne serer.
Asiler Otobüsü
Asiler Otobüsü, insanın zaaflarının ve arzularının dolambaçlı yollarında gezinen çarpıcı bir John Steinbeck romanı.
Geç Kaldığımız Her Şey Gibi
Ekin Kadir Selçuk, Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor.
Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor...
İhlâl SanatıF-Tipi Hapishanelerde Gündelik Hayat
İhlâl Sanatı, mutlak kontrol altında tutulmak üzere kapatılan mahpusların, kontrol edilemeyen, “kapatılamayan” yaşam pratiklerini anlatıyor. Bu sanatın bazen leğenden basketbol potası yapmak, bazen buğulanmış cama iki kelime yazı yazmak gibi çok çeşitli yöntemlerle icra edildiğini gösteren Sibel Bekiroğlu, okuma sanatı, spor ve sağlıklı yaşam sanatı, iletişim sanatı, beslenme sanatları, elişi sanatları başlıklarıyla tasnif ediyor ihlâl sanatını.
Muhacirler İmparatorluğuOsmanlı İmparatorluğu'nun Son Döneminde Kuzey Kafkasyalı Müslümanlar
1850’ler Birinci Dünya Savaşı arasında, yaklaşık bir milyon Kuzey Kafkasyalı Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı. Bu Müslüman muhacirlerin iskânı, Osmanlı Devleti'ni değiştirdi, bölgesel ekonomileri canlandırdı fakat aynı zamanda toprak üzerindeki rekabeti kızıştırdı ve bazen mezhep gerilimlerine zemin hazırladı. Rus ve Osmanlı imparatorluklarının sınırlarında temel değişikliklere neden oldu. Muhacirler İmparatorluğu, geç dönem Osmanlı tarihini kitlesel yerinden edilme olgusu üzerinden yeniden kurguluyor ve modern Ortadoğu’daki muhacir iskânı uygulamalarının kökenlerini gün yüzüne çıkarıyor.
Türklerin TarihiAçıklamalı Bir Kronoloji
Ümit Hassan, bu kronolojisinde, eski Türk topluluklarının devletleşme sürecinin kuşbakışı bir özetini sunuyor. MÖ 800’de İskitlerle başlayan kronoloji, 1335-1336’da son İlhan Abu Said Han’ın ölümüyle ve “Beylikler dönemi ve Osmanlı Devleti’ne giden yol...” cümlesiyle bitiyor. Tarihsel seyrin duraklarının tespit ve tasnifiyle ilerleyen akış, ara ara yazarın kısa değinmeleri, yorumlarıyla renkleniyor. Ümit Hassan’ın daha önce Türkiye tarihi üzerine bir derlemenin içinde yer almış bu çalışması ilk kez bağımsız olarak yayımlanıyor.
Sosyalizmin Definesini AramakErnst Bloch ve Hikmet Kıvılcımlı'da Sosyalizm, Din, Kültür ve Gelenek
Sosyalizmin Definesini Aramak, dünyada ve Türkiye’de sosyalizmin iki sıra dışı, hatta kimilerince “sapkın” sayılan düşünürünün yollarını kavuşturuyor: Ernst Bloch ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı. Farkı coğrafyalarda, farklı şartlarda yetişmiş ve yaşamış iki düşünür bir noktada ortaktırlar: Dinde, geçmiş tarihsel tecrübelerde, geleneklerde ve kadim anlatılarda kazı yaparak, sosyal devrimin, sosyalizmin derin köklerini ararlar.
Herkesi Memnun Etme ÇabasıUyum Tuzağından Kurtulma ve Vicdan Azabını Geride Bırakma Kılavuzu
Psikolog Ulrike Bossmann Herkesi Memnun Etme Çabası’nda, hayatın her alanında ve sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını önceleyerek yaşamayı şiar edinmiş kişileri inceliyor. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin bencillik değil sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazı olduğunu vurgulayan yazar, okura farkındalığın ve özşefkatin değerini hatırlatıyor.
Lojman
“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var.”
Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi
Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi’nde Ali İpek, çocukluğunda başına gelen trajik bir olayın travmasını ömür boyu yaşayan, gerçek ile sanrı arasındaki sınırda kaybolan, üzerindeki baskılardan ve yakasını bırakmayan yalnızlığından usanıp kendine hayalî bir eş yaratan Saniye Hanım’ın gizemle örülü hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Baykuşlar gerçekten uğursuzluk getirirler mi?
Sus
Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.
YabancılaşmaToplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine
Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda bir felsefi düşünme çabası...
En Uzun Yolculuk
E.M. Forster, erken dönem eserlerinden En Uzun Yolculuk’ta bireyin tercihleriyle toplumsal beklentiler arasındaki çatışmayı ele alıyor.
Ripley ve Peşindeki Çocuk
Tom Ripley, geçmişini ustalıkla silmiş, yeni ve sakin bir hayat kurmuşken, esrarengiz bir delikanlının kendisini izlediğini fark eder. Kısa sürede onun, zengin ailesinden kaçmış Amerikalı bir genç olduğunu anlar. İçine kapanık biri gibi görünen bu genç aslında onun kimliğine, cesaretine ve karanlık özgürlüğüne tutunmaya çalışan saplantılı birdir. Ve Ripley bu sefer avcı değil, vicdan ile hayatta kalma içgüdüsü arasında sıkışmış bir rehber olacaktır.
Amerikan İç Savaşı'nın Kısa Tarihi
Christopher Anderson, Amerikan İç Savaşı’nın Kısa Tarihi’nde bizi İç Savaş’ın tozlu yollarında huzursuz edici bir yolculuğa çıkarıyor. Amerikan Devrimi’nin “evlatlarını” birbirine düşüren sebepleri Güney’den bir bakışla yorumlarken, bizi ABD siyasetine ve toplumuna dair bugün bildiklerimizi yeniden gözden geçirmeye davet ediyor.
Demokrasi, Sınıf, Halkçılık, Sosyalizm (1933-1951)
Demokrasi, Sınıf, Halkçılık, Sosyalizm (1933-1951), Türkiye’de sosyalist akımın özgün öncülerinden Esat Âdil’in 1933’ten 1951’e uzanan düşünsel üretiminden bir seçkidir. Esat Âdil’in özgünlüğü, öncelikle, sosyalist harekette ilk kez Türkiye Komünist Partisi (TKP) geleneği dışında bir yol açmasında yatar. 1946 yılında kurduğu Türkiye Sosyalist Partisi’yle (TSP) bu yolu açmaya çalışmıştı.
Yerel eşraftan gelen, iyi eğitim görmüş bir “güzide” olarak, “halkın en aşağı ve en yukarı tabakaları arasında başka hiçbir memlekette olmadığı kadar feci ve bariz bir duyuş ve yaşayış farkı” bulunmasından mustaripti, sınıfsal eşitsizliği bir insanlık sorunu olarak yüreğinde hissediyordu. Bütün içtenliğiyle, “halkçı” idi. Bu kitap, Türkiye sosyalizminin kadri bilinmemiş bir şahsiyetine saygı duruşudur.
Geçmişle DiyaloglarArkeolojiyi Yeniden Düşünmek
Arkeoloji, geçmişi çoğu zaman sessiz, tamamlanmış ve nesnel bir alan olarak sunar. Oysa geçmiş, bugünün bilgi rejimleri, siyasal tercihleri ve etik sınırları içinde tekrar tekrar oluşturulur. Geçmişle Diyaloglar-Arkeolojiyi Yeniden Düşünmek’te Güneş Duru, arkeolojiyi tam da geçmişle kurulan bu karmaşık ilişkinin düşünsel ve politik bir pratiği olarak ele alıyor.
Spiritüellik
Lionel Obadia, tarihsel akışı içinde farklı toplumlarda ortaya çıkan spiritüel eğilimlerin sosyolojik ve kültürel bir panoramasını sunuyor. Yazar çözümleyici ve eleştirel bir yaklaşımla ele aldığı spiritüelliğin dinsel kökenlerine bakıyor, sonra da modern toplumlardaki yeni spiritüel eğilimleri inceliyor. André Malraux, “21. yüzyıl spiritüel bir yüzyıl olacak ya da [böyle bir yüzyıl] hiç olmayacak” demişti. Spiritüellik bu cümleden esinlenerek yazılmış, spiritüelliğin geçirdiği evrimi sorgulayan, zihin açıcı bir başucu kitabı...
Cinler
Der Spiegel dergisinin son 100 yılda Almanca yazılmış en iyi 100 roman seçkisinde yer alan Cinler özlemlerin, beklentilerin ve hayal kırıklıklarının iç içe geçtiği güçlü bir aile hikâyesi.
Her biri farklı duygusal yükler omuzlamış, sırların ve sessizliğin ayırdığı altı kişilik bir aile. Emine, Hüseyin, Sevda, Hakan, Peri ve Ümit’i birleştiren tek şey, belki de birbirleri tarafından anlaşılma ihtiyacı. Aile olmak, biraz da bu demek değil mi zaten? Fatma Aydemir gerilim ile şefkati şiirsel bir üslupla buluştururken, akıllardan ve kalplerden silinmeyecek bir büyük romana imza atıyor.
Kırkikindiler Bittiğinde
Kırkikindiler Bittiğinde, sevgiye aç bir adamın umarsız yalnızlığının, hüsranla biten aşklarının, babasıyla bir ömür süren husumetinin, edebiyata olan tutkusunun, evini paylaştığı kedilerinin anlatıldığı, yükte hafif pahada ağır bir roman.
Mualla
Günay Çetao Kızılırmak, bir yasın izini sürerken hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar silik olduğunu hatırlatıyor. Kahramanımız, ölüme bir başlangıç ya da bir son anlamı yüklemeden; ablası Mualla’nın çocukluk, gençlik ve evlilik yıllarını, koşar adım intihara sürüklendiği günleri ve ardından tutulan yasın ağır zamanlarını, bir bütünün parçaları gibi görüp yan yana getiriyor. Hissetmenin de anlamak kadar önemli olduğunun her an farkında... Bir rüyanın, bir hayalin adı Mualla.
Dersim Kırımı EnvanteriDokuz Örnek Vaka ve Mekân
Dersim’de 1937-1938’de yaşanan, resmî tarihin “isyan”, yerel hafızanın “Tertele” olarak adlandırdığı büyük toplumsal travmanın küçük bir bilançosunu ortaya seriyor Dersim Kırımı Envanteri. Yaşananları dokuz örnek vaka ve mekân üzerinden ele alan kitap, genellemeci yaklaşımların, afaki bilgilerin ve hamasi söylemlerin ötesine geçmeyi hedefleyerek Dersim ’38 çalışmalarındaki somut ve spesifik bilgilere dayalı envanter çalışmalarının eksikliğini bir nebze olsun gidermeyi amaçlıyor.
Bülent Bilmez ve Cemal Taş, “mikro tarihe”, olay mahalline, mağdurlara ve saha araştırmalarına dayalı “somut olgusal bilgi”yle Dersim’de yaşananlara dair güvenilir bir zemin inşa ediyorlar.
Beyaz TorosFaili Belli Devlet Cinayetleri
Beyaz Toros, cezasızlığın sistemleşmesini anlatan bir kitap. Yargısız infazların, işkencelerin, kaybetmelerin, kısaca bizzat devlet tarafından kanun dışına çıkılmasının kurallaştığı ve “hak etmişlerdir” kuşkusunun topluma aşılanmasıyla meşrulaştırıldığı bir sistematik, bu. Gökçer Tahincioğlu, bu uğursuz sistematiğin sicil kaydını tutuyor.
Bir Dönüm Noktası OlarakTutunamayanlar ve Oğuz Atay
Tutunamayanlar ve Oğuz Atay “Tutunamayanlar üzerine yeni ne söylenebilir?” sorusuna kuvvetli bir cevap verirken, bir yandan da romanın “taze” okurlarına yol gösteriyor, bu büyük romanın edebiyatımızdaki yerini ikna edici bir biçimde ortaya koyuyor.
