Yeni Çıkan Kitaplar

Uhuvvet

Bir kadın tarafından yazılmış ilk Türkçe romanlardan biri olan Uhuvvet, Selma Rıza’nın el yazısı metninden çevrilerek ilk defa orijinal haliyle okurlarla buluşuyor. Tanzimat’tan II. Abdülhamid devrine uzanan dönemde, bir Osmanlı ailesinin iç çatlaklarını, kadınların sessizleştirilen hayatlarını ve adalet arayışını büyük bir anlatı ustalığıyla gözler önüne serdiği Uhuvvet’te Selma Rıza, iktidar ve tahakküm karşısında eşitlikçi bir aile idealini savunurken; bireysel kaderlerle toplumsal dönüşümü iç içe geçirir. Aynı zamanda, Osmanlı toplumunun değişen sosyal coğrafyasını İstanbul’dan Beyrut’a, Paris’ten yeniden İstanbul’a uzanan bir hat üzerinde de resmeden roman, kadın bakışının edebiyatımıza erken ve kararlı bir müdahalesidir.

Bir İntihar Çok Ölüm

Esra Kahya, kambur bir kadının intiharı sonrasında ortaya saçılan sırlarla sarsılan “acayip” bir ailenin trajikomik hikâyesini anlatırken, kendine özgü üslubunun tüm zenginliklerini sergiliyor.

Baksan Herkes İyi

Baksan Herkes İyi’de, 1990’lı yıllarda, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirini gerçekten görmediği bir nahiyede sessizliğin yerini gittikçe artan uğultular almaya başlıyor. Hırs, intikam, öfke, bir çember olup etrafı sarıyor ve sonunda bir okul müdürü, bir jandarma komutanı ve hırslı bir müteahhitin yolları, telafisi imkânsız bir trajedide kesişiyor. Özgür Çırak, taşranın puslu havasında yankılanan sarsıcı bir insan panoraması sunuyor.

Annelik Kitabı
Deneyim, Sadakat, Dönüşüm

Anneliğin “geçip gitmesi” yerine bir tecrübeye dönüşmesi için, onun üzerine düşünmek, ama gerçekten düşünmek gerek. Tek başına da değil, başka kadınlarla, başkalarıyla. Özge Yaka işte bunu yapıp feminist kuramdan, psikanalizden, edebiyattan yararlanarak, kendi yaşadıklarını ve yaşamış olduklarını hatırlayarak, anneliği bir dönüşüm tecrübesi haline getirmiş. Bir kadının anneliğe “sadık kalarak” dönüşmesinin, bunun için çabalamasının kendi hayatıyla birlikte neleri değiştirebileceğini sezdirmiş. Annelik Kitabı, tam da şimdi, bugünün dünyasında anne olmanın neye benzediğini gösteriyor, “feminist anne”liğin imkânlarını yokluyor.

Dünyanın Tozunu Atalım!
Sınıf, İttifak, Mücadele, Umut...

Faşizmin yeni biçimlerinden ve kıyamet alametlerinden bahsedilen şu zamanda, aynı zamanda direnişin, “başka türlü bir şey”in alametleri de beliriyor! Dünyanın her köşesinde... Karşı koyanlar, boyun eğmeyenler, itiraz etmeyi bırakmayanlar var... Dahası, alternatifler yaratmakta irili ufaklı başarılar kaydedenler, küçük de olsa zaferler kazanarak moral ve ilham kaynağı olanlar var. Dünyanın Tozunu Atalım!’da Umur Talu, işte bu alametler arasında bir küçük tur atıyor.

Yeni Genç Türkler
“Yeni Nesil” Milliyetçilik

Gençler arasında yayılan ve özellikle “seküler” niteliğiyle tarif edilen bir “yeni milliyetçilik” potansiyeli, Türkiye’de 2020’lerin popüler temalarından oldu. Bu potansiyel, genellikle eski-yerleşik milliyetçi partilerin kapsama alanının dışında kalıyor, hatta kurulan “yeni” milliyetçi partiler de onları tatmin etmeyebiliyor. Yeni Genç Türkler’de Begüm Uzun, Cihan Erdal ve Özlem Avcı Aksoy, bu “yeni nesil” milliyetçiliğin karakterini teşhis etmeye çalışıyorlar.

Sol ve Dijital Siyaset
Platform Neoliberalizminden Platform Sosyalizmine Siyasi Partiler

20. yüzyılda, yıllar alması beklenen birtakım teknolojik gelişmelerin beş-on yıllık periyotlarla vuku bulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekânın dot-com gibi bir “balon” olup patlayacağı ciddi ciddi tartışılırken, veri merkezlerinin pıtrak gibi yayılması ve yıllık cirosu 500 milyar dolar civarı olan çip sektörünün genişlemesi ciddi kaynak aktarımlarını kanıtlıyor. Bugün kullandığımız pek çok teknolojik alet-edevatın ve altyapının Google, Amazon, Facebook, Apple ve Microsoft gibi şirketlere ait olması da tekno-feodalizm gibi tartışmaları tetikliyor. Marco Guglielmo, Sol ve Dijital Siyaset’te bu ahvali Gramscici bir terminolojiyle anlamlandırmayı deniyor ve içinden geçtiğimiz dönüşümü ifade edecek ideolojik bir harita çıkarmaya çalışıyor. Platform neoliberalizmi, lib dem 4.0, sosyal lib dem 4.0, post sosyal demokrasi, platform sosyalizmi diye sınıflandırdığı ideolojik eğilimleri Fransa, İtalya ve İspanya üzerinden (parti metinleri ve siyasetçilerle görüşmeler) ele alıyor.

Ruhun Fenomenolojisi'ne Önsöz

19. yüzyıl başında yazılan Ruhun Fenomenolojisi, düşünce serüveninin o döneme değin tanıdığı deneyimlerin sentezini oluşturan bir sistem önermeyi felsefesinin amacı olarak gören Hegel’in en önemli eserlerinden biridir. Onun bu kitaba yazdığı Önsöz bir tür manifestosu olarak değerlendirilebilir. Bu yöntem söylemi yeni zamanların düşün çerçevesini belirler. Ragıp Ege’nin farklı dillerdeki Ruhun Fenomenolojisi çevirilerini dikkate alarak yaptığı bu çeviri ve özgün notlarıyla zenginleşen Önsöz, Hegel’in felsefesini anlamak ve Hegel’in dilini kavramak için son derece yararlı bir başlangıç sunuyor.

Şarap İskelesi Sokak

Kumkapı Trio’dan tanıdığımız müzisyen Ferhat’ı, bir gazeteciyi, bir avukatı ve asırlık koca çınar Nermin Bekirzade’yi bir kaçış planına ortak eden şey sizce ne olabilir? Şarap İskelesi Sokak, “Gezi” zamanı toza dumana bulanmış İstanbul sokaklarından Odessa’ya uzanan, muamma yüklü bir roman... Engin Barış Kalkan başka bir yerin pekâlâ mümkün olduğuna inanan, dört benzemez insandan müteşekkil bir avantür anlatıyor.

Villa Yolunda

Çağdaş İran edebiyatının en etkileyici isimlerinden olan Feriba Vefi, hayatın tam içinden, sıradan ama çok sahici kadınları anlatıyor.

Oliver Twist
Bir Yetimhane Çocuğunun Hikâyesi

Charles Dickens’ın ölümsüz klasiği Oliver Twist, adaletsizlik ve çaresizlik karşısında bile kaybolmayan masumiyetin ve insanca yaşama arzusunun romanı.

Osmanlı İmparatorluğu
Nasıl Kuruldu, Nasıl Yönetti, Nasıl Yıkıldı?

Olivier Bouquet, Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuktan orduya, maliyeden nüfus yönetimine kadar kendine has özelliklerini, pek az ele alınan ilk dönemlerinden başlayarak, kendi hazırladığı haritalarla, derinlemesine bir arşiv çalısmasına dayanarak inceliyor, özgün bir sentez sunuyor.

öylesine bir sevgili

öylesine bir sevgili, gerçekle mitin, bedenle öfkenin, aşkla yok edişin iç içe geçtiği bir eşik, gotik ve radikal bir roman.

Kaygılarımızın Kışı

Kaygılarımızın Kışı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck’in insanın ahlâkla hırs arasındaki savaşını anlattığı ustalıkla örülmüş eseri.

Rüzgâr, Yokuş, Failatün Failün
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun 30. senesi hatırına işgüzar bir deneme

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku sesiyle, rengiyle, büsbütün kendine has o havasıyla edebiyatımızın kült romanlarından biri. İlhami Algör, bu sefer “gelecek denilen o yerden” bakarak, otuz yıl önce bu romanı kaleme almış “yazarla” konuşuyor. Birlikte kitaptaki güzergâhı takiple İtalyan Yokuşu’ndan inerek Tophane, Galata istikametinde yürüyorlar. Bazen inatlaşıyor, bazen birbirlerini anlamaya çalışıyorlar. Aşk, sevgi, duygular, zamanın ruhu başlıca meseleleri. Dert etmeyi de karmaşık düğümleri çözmeye çalışmayı da seviyorlar.

Türkiye'de ve Osmanlı İmparatorluğu'nda İletişim
Eleştirel Bir Tarih

Modern iletişim tarihinin anlatısı genellikle Batı merkezlidir: Matbaanın, telgrafın, radyonun ve dijital çağın gelişimi hep Anglo-Avrupa ekseninde, dünyanın geri kalanını çoğu zaman görünmez kılarak yazılır. Burçe Çelik, bu güçlü geleneğe meydan okuyarak iletişim tarihini Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüz Türkiyesi’ne uzanan iki yüzyıllık uzun bir tarihsel süreç içinde yeniden düşünmeye çağırıyor.

AKP'nin Kültür Savaşı
İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat

AKP’nin Kültür Savaşı’nda Şenay Aydemir AKP iktidarlarının kültür-sanat politikasının hem büyük resmine, hem  minyatürlerine bakıyor. Büyük resim, Muhafazakâr alternatif sanat-kültür iddiasından, “yerli ve milli kültür” tazyiki altında baskıcı bir kontrol rejimine geçişi gösteriyor. Kültür-sanat piyasalaşması ve sanatseverin müşterileştirilmesi ile deolojik iç içe geçişi... Hem ekonomik güç hem de ekonomik kriz yoluyla gerçekleşen inkâr, tasfiye, imha... Minyatürlerde çok şey var: TRT’nin kültür savaşında işe koşuluşu; sektörler, kurumlar ve mekânlar; dizilerde, tiyatrolarda dönenler; film festivalleri, Yeşilçam’ın “ikinci çöküşü”; kayyım siyasetinin etkileri... Sansürün “sivilleşerek” yerleşik hale gelmesi, otosansürün iliklere işlemesi... Kültürel çoraklaşmanın seyir defterini sergileyen bir kitap...

Sinemada Anlam Arayışı
Bir Otoetnografik Yaklaşım

İnsan, hayatı, dünyayı ve kendini nasıl anlamlandırır? Anlamı nasıl inşa eder? Sinema, bu anlam inşasında nasıl bir rol oynayabilir? İnsanın kendi hayat deneyimleri ile sinema yaratımı arasında nasıl bir etkileşim olabilir? Ercan Kesal, Sinemada Anlam Arayışı’nda otoetnografik yöntemle, yani kendi deneyim ve üretiminin eleştirel bir okumasını yaparak, bu sorulara cevap arıyor. Bir yandan sosyal teoriden, diğer yandan üç büyük yönetmenden, Ingmar Bergman, Andrey Tarkovski ve Krzysztof Kieślowski’den ilham alarak yapıyor bunu. “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmini kendi taşra hekimliği deneyimi ile, “Nasipse Adayız” filmini de kendi “gerçek” belediye başkanı aday adaylığı deneyimiyle etkileşimleri içinde değerlendirirken, hakikat ile kurmaca arasındaki ilişkiye ışık tutuyor.

Modernizm Barikatlarda
Estetik, Politika, Ütopya

Modernizm Barikatlarda, modernliğe tepki olarak 19. yüzyıl sonlarında gelişen estetik modernizmin, avangard sanatın “kültürel politika”sını inceliyor. Modernist avangardların ütopyalarını açıyor. Sanatçıların yaşadığı siyasal çelişkilerin kaynaklarını irdeliyor. “Barikatların karşıt taraflarında” yer aldıklarında bile modernistleri aynı saflarda buluşturan ortak düşmanlara ve ortak ideallere işaret ediyor.

Her Şey Normalmiş Gibi

Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi? Her Şey Normalmiş Gibi’de genç bir adamın gözünden bakıyoruz yaşadığımız kaotik günlere. Onunla birlikte hem sevdiği kadını tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz hem de son dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini yeniden gözden geçiriyoruz.

Tutunamayanlar (Ciltli Özel Baskı)

Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, “saldırısını tutunanların anlamayacağı, reddedeceği türden bir romanla yapar”.

Tehlikeli Oyunlar (Ciltli Özel Baskı)

Tehlikeli Oyunlar kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini hayatî bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.

Korkuyu Beklerken (Ciltli Özel Baskı)

Oğuz Atay’ın hikâyeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okurunu alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmıyor. Kitaba adını veren hikâyenin “korkuyu beklerken” kendini evine hapseden kahramanı, Atay’ın edebiyat güzergâhındaki farklılığının en büyük kanıtlarından.

Oyunlarla Yaşayanlar (Ciltli Özel Baskı)

Tanzimat’tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü.