Özgür Ruh Fini
Dimitris Mamaloukas, Özgür Ruh Fini’de, özgürlüğe açılan kapıdan geçmeye çalışan bir kadının çarpıcı hikâyesini anlatıyor.
Bir toplama kampı atmosferini taşıyan fabrikaya küçük yaşta hapsedilen Fini, anne-babasının kaybına, ağır çalışma koşullarına ve sömürüye direnerek hayatta kalır. Birbirinden zorlu yılları geride bırakırken her geçen gün insanlığını da yitiren Fini, kulağına fısıldanan bir kaçış fikriyle özgürlüğe giden yoldaki koşusuna başlar. Bedenini yitiren, düşünceleriyle hayatta kalmaya çalışan insanların dramını anlatan distopik bir roman.
Zor Zamanlar
Zor Zamanlar, fayda ve hesap üzerine kurulu bir dünyanın insan hayatını nasıl çoraklaştırdığını anlatan unutulmaz bir klasik.
Yüzleşme
Bir anaokulunda on dokuz çocuğu rehin alan bir adam ve çocukları kurtarmaya çalışan bir müzakereci, Émile... Geçen zamanla beraber teknoloji, dijital dünya, sosyal medya platformları üzerine sohbetleri derinleşir. Ayrıca adam kendisinin Elon Musk olduğunu iddia etmektedir, peki sahiden iddia ettiği kişi midir? Deneyimli müzakereci Émile’i bile şüpheye düşüren bu adam kimdir ve gerçekte ne istemektedir? Taşların Anlattığı ve Juette’in Tutkusu kitaplarından tanıdığımız Clara Dupont-Monod Yüzleşme’de bizi çağımızla ve onun getirdikleriyle karşılaştırıyor...
Dutlar Karaydı
Mahsum Ece, tuhaf insanların yaşadığı, tarifi zor olayların yaşandığı bir köyün hikâyesini anlatıyor. Ama anlattığı bu insanlar, yaşananların kaderleri olduğunu, bir çıkış yolları bulunmadığını o kadar kabullenmişler ki, tarihin dışına itilmiş birer hayalet gibi dolaşıyorlar puslu ve karanlık yurtlarında.
Geç Kaldığımız Her Şey Gibi
Ekin Kadir Selçuk, Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor.
Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor...
Lojman
“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var.”
Sus
Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.
Kırkikindiler Bittiğinde
Kırkikindiler Bittiğinde, sevgiye aç bir adamın umarsız yalnızlığının, hüsranla biten aşklarının, babasıyla bir ömür süren husumetinin, edebiyata olan tutkusunun, evini paylaştığı kedilerinin anlatıldığı, yükte hafif pahada ağır bir roman.
Şarap İskelesi Sokak
Kumkapı Trio’dan tanıdığımız müzisyen Ferhat’ı, bir gazeteciyi, bir avukatı ve asırlık koca çınar Nermin Bekirzade’yi bir kaçış planına ortak eden şey sizce ne olabilir? Şarap İskelesi Sokak, “Gezi” zamanı toza dumana bulanmış İstanbul sokaklarından Odessa’ya uzanan, muamma yüklü bir roman...
Engin Barış Kalkan başka bir yerin pekâlâ mümkün olduğuna inanan, dört benzemez insandan müteşekkil bir avantür anlatıyor.
Her Şey Normalmiş Gibi
Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi? Her Şey Normalmiş Gibi’de genç bir adamın gözünden bakıyoruz yaşadığımız kaotik günlere. Onunla birlikte hem sevdiği kadını tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz hem de son dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini yeniden gözden geçiriyoruz.
Geçici Manzara
Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar...
Hakan Bıçakcı’dan Geçici Manzara. Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler.
Ay Batarken
Nobel Ebebiyat Ödülü sahibi Steinbeck’ten İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde bir direniş ve umut romanı.
Seçilmiş Yakınlıklar
Goethe, ustalık döneminde kaleme aldığı Seçilmiş Yakınlıklar’da, tutkuların akışkan doğası ile ahlâkın sert duvarları arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor.
Juette'in Tutkusu
Taşların Anlattığı’yla tanıdığımız Clara Dupont-Monod bu kez gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenerek, henüz on üç yaşında
zorla evlendirilen, istemediği halde çocuk sahibi olan genç bir kızın evlilik kurumuna, patriyarkaya ve ruhban sınıfına savaş açmasının hikâyesini anlatıyor Juette’in Tutkusu’nda. Herkesi karşısına alarak tüm toplumsal rollerini bir kenara iten Juette, kendi kurtuluşunu kendi elleriyle var ediyor, kimseye aldırış etmeden kendi yolunu kendisi çiziyor.
Kiraz Çiçeği Kolonyası
Kiraz Çiçeği Kolonyası, bozkırın ortasında bir tutam yeşilliğin, dostluğun, iyiliğin ve saf sevginin kalpleri ısıtacak romanı... Mustafa Çiftci ödüller aldığı öykü kitaplarından sonra ilk defa bir romana hayat veriyor.
Karanlığın İcadı
Karanlığın İcadı’nı okurken lineer zaman akışından uzaklaşıyoruz. Bir girdabın içinde yol alıyor ve sonunda birbirinden eşsiz felaket manzaralarına ulaşıyoruz...
Özlem Dikeçligil’in büyüklü küçüklü kıyametlerle örülü edebi evreni bizi bir sarmal gibi içine çekiyor. Bazen korkudan, bazen acıdan, bazen de öfkeden nefesimiz kesilir gibi olsa da sonuna dek merakla ve hayranlıkla okuyoruz her bir öyküsünü.
Leylekler Aşklar Söylentiler
Sedef Betil, ressam kahramanı Emine’den yola çıkarak bir ailenin 1920’den 2020’ye uzanan hikâyesini anlatıyor. Bir yandan memlekette olup bitenleri de göz ardı etmeden.
Leylekler Aşklar Söylentiler, hayatın türlü türlü hallerine dair bir roman, ne kadar alışık olursak olalım hep yeniymiş gibi şaşırtan hallerine...
Elia
Yılmaz Şener, ütopya ile distopya arasında gidip gelen bir dünya yaratıyor. Sıradan insanların hayatlarının bir anda nasıl allak bullak olabileceğini; gücün, baskının parmağını değdiği yerde yarattığı mutsuzluğu anlatıyor.
Aşklar ve Hayaletler
Ayşe Burçak Aşklar ve Hayaletler’de, alışılmadık öykü karakterleri yaratıyor, onların iç dünyalarına sızıp iyi ve kötü arasındaki geçişkenlikleri, gri alanları keşfetmemizi sağlıyor. Örneğin, bir caninin dahi zihnine sızıp bakış açısını ortaya seriyor. Ya da “masum” görünenin bile ne denli acımasızlaşabileceğini gösteriyor... Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını usulca hatırlatıyor bizlere.
Dünyadan Sonra Bir Yer
Yelina Tayfur, Dünyadan Sonra Bir Yer’de ziyaretçilerin, yolcuların, misafirlerin, yabancıların, yok sayılanların, unutulanların, bekleyenlerin yaşamlarından kesitler sunuyor. Yalnızlığa yazgılı sıradan insanların hüsranlarını ve hayallerini, boş vermişliklerini ve ısrarlı arayışlarını, kırılgan heyecanlarını ve derin korkularını kayda geçiriyor. Genellikle yenilgiye mahkûm bu varoluş halinin eziciliğini anlatırken, her şeye rağmen yaşama tutunan bu insanların güçlü bir direniş ve dayanışma ihtimalini canlı tuttuklarını da satır aralarında fısıldıyor...
Tepsideki Melek
Eşyaların lisanını öğrenen bir kız çocuğu geziniyor evin içinde. Annesinin terliklerinden, köşedeki ceviz vitrinden, dantel örtülerden, koltuklardan,halılardan, duvarlardan gelen seslere kulak veriyor… Esra Kahya, kuşaktan kuşağa kadınları, annelerin kızlarından neler aldığını, çocukluk denen kuyunun insanı nasıl içine çektiğini, aşkın güzel bir şey olduğunu ve sahne gerisinde dönemleri, şehirleri anlatıyor. Tepsideki Melek, inceliklerle örülü bir aile tarihi romanı. Durup durup güldüren deli bir ağlama gibi.
Vaker
Evren Yesari, edebiyat ile sosyal medyayı iç içe geçiren özgün bir anlatı yaratıyor. Biz okurları bir romanın sayfalarında gezdirirken aynı zamanda YouTube gibi bir mecranın görüntüleri arasında dolaştırıyor.
Vaker, Suriçi İstanbulu’nun, Çingenelerin ve kentsel dönüşümün romanı.
Porçakal
Diyarbakır’dan İstanbul’a 1970’li yılların ortalarında göç eden, büyük şehrin girdabında hayatta kalmak için çırpınan arafta kalmış bir aile hikâyesi... Yaslı bir anne ile dünya yansa umurunda olmayan, anason kokan bir babanın hasbelkader büyüyen yedi çocuğu. Geçmişteki Gazi Köşkü, Suriçi, Lalebey Mahallesi, Menekşe Plajı, gazinolar, sinemalar, Boğaziçi, Adalar, Şehremini, Samatya…
Uzun Vadi
Hem verimli tarım topraklarını, hem de çölü andıran düzlükleri barındıran uçsuz bucaksız bir coğrafyaya dağılmış sıradan insanların zayıflıklarını da, güçlerini de keskin bir gözlem gücüyle, betimleme ustalığını konuşturarak anlatıyor John Steinbeck. Hayalleri ile hüsranları arasında sıkışıp kalmış köylülerin, işçilerin, küçük kasaba insanlarının hikâyelerini benzersiz anlatım tarzıyla bir araya getiriyor, her öyküde tekdüze hayatların içindeki trajediyi, umudu ve insaniyeti ustalıkla yansıtan toplumsal hicivler inşa ediyor.
