Her yıl yaptığımız gibi, bu yıl da yayımladığımız dört sayıdan birini, birbiriyle konuşan ama belirli bir dosya etrafında bir araya getirilmemiş yazılara ayırdık. Böyle olunca sayıya bir başlık vermek zorlaşıyor, ama dedik ya birbiriyle konuşan yazılar olduğu için de içinde gizli bir başlığı barındırıyor bu yazılar. Bu sayıdaki beş yazı da siyasete ve siyasala dair bir arayışı, imkân ve olanağı talep ediyor. Onu hem rasyonel hem de irrasyonel, istisnai boyutlarıyla kavrama çabasını temsil ediyorlar. Sayıya bu yüzden “Siyaseti Ararken” başlığını uygun gördük. İlk yazıda Mehmet Süreyya Karakurt, Ernesto Laclau’nun eşdeğerlik, antagonizma ve fark gibi kavramlarla birlikte düşündüğü siyaset anlayışının sunduğu imkânlara değindikten sonra onun sınırlılıklarını tespit ediyor ve bu sınırlılığı performatif edim önerisini Devrimci Yol tecrübesinin birtakım veçheleriyle birlikte düşünerek aşmaya talip oluyor. Böylelikle siyaseti performatif edim ile birlikte kavramayı öneriyor. Polat S. Alpman ise popülizme ideoloji, söylem, siyasal strateji ve performatif üslup yaklaşımlarının sınırlılıklarını tartıştığı makalesinde Macaristan, Türkiye ve Brezilya’dan örneklerle sağ popülizmin seçici yeniden-dağıtım, sembolik antagonizma ve otoriter devlet müdahalesi mekanizmasına dayanan işleyişini ortaya koyarak teorik bir müdahale öneriyor ve ilişkisel bir analiz ortaya koyuyor. Volkan Çıdam, 14 Mart 2026’da aramızdan ayrılan Jürgen Habermas’ın teorik ve politik mirasını değerlendiriyor. Habermas’ın “Nasyonal Sosyalist barbarlığın bir daha yaşanmaması” kaygısının onun düşünsel birikimini kuran bağlam olduğunu tespit etmekle birlikte, bilinenin aksine, önerdiği müzakereci demokrasi modelinin toplumsal mücadele ve çatışma siyasetini müzakere yoluyla ortadan kaldırmayı değil, toplumsal mücadeleyi modelin merkezine oturtmayı önerdiğini öne sürüyor. Serdar Tekin, Carl Schmitt üzerinden son derece yakıcı ve aktüel bir tartışmaya çağırıyor bizi. Bugün siyasal alanı yapılandıran, temel mücadele hattı teşkil edecek denli yoğunlaşan bir tartışmanın izini sürüyor: “Varoluşsal bir tehdit karşısında hukuk hükümsüzdür ve siyasal karar vericiler somut durumla baş etmek için her şeyi yapabilirler” önermesinin köklerini Schmitt’in erken dönem metinlerine giderek irdeliyor. Makale kurduğu problematiklerle okura muazzam bir Schmitt incelemesi vaat ediyor. Gül Esvet Ersoy ise zamanımızın kelimesi diyebileceğimiz mansplaining kavramını tartışıyor. Gündelik hayattaki çeşitli görünümlerini koyuyor. Kadınlara “naiflik”, “romantiklik” ve “iyi niyet” atfedilerek onların bir tartışmada rasyonel fail olma pozisyonlarının nasıl geçersizleştirildiğini tartışıyor. Üniversite mezunlarından oluşan bir WhatsApp grubundaki yazışmalar ile otuz kadın ve yirmi erkekle yapılan derinlemesine görüşmelere dayanarak mansplaining anlatılarını otoetnografik bir bakışla tahlil ediyor.
AYBARS YANIK

