Duyurular

Uluslararası İlişkileri Yeniden Düşünmek: Batı Sonrası, Batı-Dışı, Küresel Arayışlar

Uluslararası İlişkiler disiplininin, kökeni, kavramları, kurumları, teorisi, epistemolojisi, normları ve hukuku itibarıyla Batılı olması, Batı’yı evrenselleştiren, Batılı olmayanın faillik kapasitesini reddeden kurucu bir hiyerarşiyi sürdürmektedir. Buna bağlı olarak disiplinin Amerika/Batı-merkezci olduğu iddiası uluslararası literatürde ve siyasette giderek yaygınlık kazanan bir tartışma konusudur. Bu tartışma hem demokrasi, eşitlik gibi evrensel değerleri Batı kökenli olduğu gerekçesiyle reddederek Batı-merkezciliğe meydan okuma iddiasında olan yerlici/kültürcü (nativist/culturalist) faillik arayışlarının hem de sömürgecilik sonrası (post-colonial), Batı-sonrası (post-Western) ve Batı-dışı (non-Western) Uluslararası İlişkiler arayışlarının çıkış noktası olmuştur. Mevcut Uluslararası İlişkiler disiplinine/teorisine “Batılı olmayan” deneyimlerin (Çin, Osmanlı ve Moğol İmparatorlukları), kavramların (ümmet, ümran, khalsa panth), düşüncelerin (sufizm, Konfüçyüsçülük) ve düşünürlerin (Cemil Meriç, Mevlana, Sun Tzu) dahil edilmesinin uluslararası ilişkilerin Batı-merkezci epistemolojisini aşmak için yeterli olmayacağı, bilakis Batı-merkezci hiyerarşileri yeniden üretme ya da özcülük tuzağına düşme riski taşıdığı iddiaları, “bağlantılı tarihler” (connected histories) ve “küresel tarih” (global history) gibi eşzamanlılığı vurgulayan, Doğu-Batı gibi hiyerarşik ayrımları reddeden küresel Uluslararası İlişkiler arayışıyla sonuçlanmıştır.

Uluslararası İlişkilerin Amerika/Batı merkezci doğasını tartışmaya açan literatüre Türkiye’den de önemli katkılar olmakla birlikte, Türkçe literatürün yetersizliğinden yola çıkarak, Toplum ve Bilim “Uluslararası İlişkileri Yeniden Düşünmek: Batı Sonrası, Batı-Dışı, Küresel Arayışlar” başlıklı bir özel sayı hazırlayacaktır.

Bu çerçevede, aşağıda belirtilen konularla sınırlı olmamak üzere, özel sayının kapsamına giren tartışmalarda araştırmalar yürüten araştırmacıları Toplum ve Bilim’e yazı göndermeye davet ediyoruz:

-Temel Uluslararası İlişkiler kavramlarını Batılı olmayan mercekle yeniden düşünmek

-Disiplinin hiyerarşik yapısında kurumlar, araştırma fonları ve sıralamaların rolüne eleştirel bakış

-Batı-dışı alternatif ve yenilikçi metotlar

-Eğitim öğretim müfredatının dekolonizasyonu

-Medeniyet standartlarının ve medenileştirici sömürgecilik pratiklerinin dönüşümleri karşısında egemenlik, faillik sorunları

-Batı-merkezciliğe yerlici/kültürcü meydan okumaların handikapları

-Batı-merkezciliğin ve eleştirilerinin kapitalizmdeki dönüşümlerle ilişkisi

-Pan-ideolojilerin (pan-İslâmcılık, pan-Türkçülük, pan-Asyacılık) ve Üçüncü Dünyacılığın Batı-merkezciliği aşma kapasiteleri

-Klasik ve eleştirel uluslararası ilişkiler teorilerinin Batı-merkezci karakterinin eleştirisi

-İnsan hakları, demokrasi, demokratikleşme ve demokratikleştirme söylem ve pratiklerinde Batı-merkezcilik, Oryantalizm, Oksidentalizm sorunları

-Batı-merkezcilik ve yerlicilik/kültürcülük eleştirileri karşısında yeni evrensellik, evrensel medeniyet arayışları

-Batılı olmayan, modernite öncesi uluslararası düzenler ve uluslararası ilişkiler teorisine yönelik sonuçları

Özel sayıya gönderilecek makalelerin 6.000-8.000 kelime arasında olması ve dergi internet sitesinde (https://iletisim.com.tr/dergiler/toplum-ve-bilim/3/icerik/yazarlar-icin/504) belirtilen yazar yönergelerine uygun hazırlanması gerekmektedir. Makaleler 30 Eylül 2026 tarihine kadar [email protected] adresine gönderilmelidir. Gönderilen makaleler çift kör hakem değerlendirme sürecinden geçecektir.


Çocukluk Yok Olurken

Toplum ve Bilim, 2026 yılının son sayısında çocuğu ve çocukluğu tartışmaya açıyor.

Dünya çocuklarının durumuna ilişkin raporlardaki veriler uzun bir süredir tehlike çanlarını çalmakta. Dünyadaki her dört çocuktan birinin görünmez olduğu 2024 yılını, çocukları korumak için kurulmuş en eski ve yaygın uluslararası sivil kuruluşu UN/UNICEF, çatışma alanlarındaki çocuklar açısından tarihin en kötü yılı ilan etti. Okul dışı çocuk sayısının Dünya genelinde arttığını, çocuk yoksulluğunun derinleşerek yaygınlaştığını, çocuk işçi sayısı yükselirken çalışmaya başlama yaşının düştüğünü, çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin artarak devam ettiğini UNICEF Dünya Çocuklarının Durumu 2024 raporu sayılarla ortaya koyuyor. Zengin ve fakir ülkeler arasındaki uçurum derinleşmekle birlikte zengin ülkelerde de gelir dağılımın adaletsizliği nedeniyle çocukluk alanının refah seviyesinde genel bir iyileşmeden söz edilemiyor.

Türkiye’de de çocuk sömürüsünün meşrulaşması çok yönlü işliyor. MEB’in meslekî eğitim merkezleri (MESEM) eliyle okuldan iş piyasasına ucuz işgücü transferi planı meyvelerini verdi ve 2024 sayılarıyla 505 bin çocuğun okuldan koparılıp sanayiye sürülmesiyle sonuçlandı. MESEM’lerle açılan yolda ikinci adım Orta Vadeli Program (OVP) ile çocuk işçiliğin kurumsallaştırılması ve eğitim hakkının sermaye çıkarlarına göre şekillendirilmesi oldu. Programda “âtıl iş gücünün kalıcı biçimde azaltılması” ifadesiyle çocukların işgücüne katılımı hedeflenirken Organize Sanayi Bölgelerinde açılacak “bölge okullarında” çocukların yatılı kalmasının önü açılarak fabrika içi yurtlar yapılması planlanıyor.

Çocukluğun gaspı bir yandan da suça sürüklenen çocukların yetişkin gibi yargılanma talebi üzerinden ilerliyor. Çocukluğun bir kategori olarak yitimi, bazı çocukların çocuk değil, cani olduğu algısının toplumda çok hızlı karşılık bulmasında kendini gösteriyor. Çocuk yaşta erken ve zorla evliliklerin önünü açacak yasal düzenlemeler ve istisnalar gündeme taşınırken çocuklar yine hakların öznesi değil, istenen çocuğun yüksek yararı değil. Çocukluk kategorisini bulanıklaştırarak evlilik yasağını delen düzenlemeler ve uygulamalar, hukuku sihirli değnek gibi kullanarak çocukları çocuk olmaktan bir anda çıkarıyor ve yetişkinliğin en zorlu ilişki alanı olan evliliğe fırlatıyor.

Düşen doğurganlık ve çocuksuzluğu, çocuksuz uçuşlar, oteller, restoranlar taleplerindeki artışı da çocukluğun yok oluşu bağlamında düşünmek mümkün. Çocuk düşmanlığının toplumda açıktan ve gizliden yayılmasının ulus-devletlerin çocuk politikasızlığını her geçen gün daha da kanıksadığımız çocukluğun bu en karanlık çağına denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. Bebeklik gibi biyolojik bir kategori olmayan çocukluk tasavvurunun tarihin belli bir noktasında toplumsal koşulların sonucu olarak ortaya çıktığını düşünürsek  çocuk kategorisinin ve çocuğa özgülenmiş dünyanın yok edilişi, Postman’ın toplumsal kurgu olarak çocuk fikrinden vazgeçildiği tezini daha sık anımsatıyor. Çocuk tanımlandığı dönemin tarihsel ve toplumsal koşullarıyla belirlenen kültürel bir kurgu ise günümüzde de ortadan kaybolmaya mı başladı? Bu ve benzer soruların yanıtlarını aramak ya da düşen okullaşma oranları, artan çocuk işçiliği ve çocuk cinayetleri, toplumun ıslah etmekten vazgeçip ağır cezalarla kapatmak istediği suça karışan çocuklar, derin ve yaygın çocuk yoksulluğu, çocuk istismarında cezasızlık, yavaş şiddet türü olarak çocuklara bıraktığımız toksik miras ve iklim değişikliği gibi birçok sorunu bu bağlamda yeniden düşünmeye ve tartışmaya açmak için farklı alanlardan ve disiplinlerden araştırmacılara bu açık daveti yapıyoruz.                               

Dosyada değerlendirilecek yazıların yaklaşık 5.000-10.000 sözcük arasında olmasını ve en geç 1 Eylül 2026 tarihine kadar [email protected] adresine gönderilmesini rica ederiz.