Tanzimat döneminde okullarda okutulan iki ahlâk kitapçığı: Risâle-i Ahlâk ve Zeyl-i Risâle-i Ahlâk
AHMET AKŞİT
Osmanlı’da ahlâk meselesi evvelden beri ulemanın alanına giren bir konudur. Ancak, Tanzimat’tan bir süre sonra başlayan eğitim hamlesinde ilkokul öğrencilerinin 50 küsür sene ders olarak okuyacakları ahlâk risalesini kalemiyenin en yukarıdaki isimlerinden Sadık Rifat Paşa kaleme alır. Rifat Paşa daha sonra rüşdiye mezunları ve genç memurlar için ek olarak daha kapsamlı bir risale daha yayımlar. Bu iki risale artarda okununca işlevsel bir bürokrasi oluşturmak için çabalayan Osmanlı Devleti’nin ihtiyacı olan kadroları yetiştirmek amacıyla kaleme alındıkları anlaşılır. İlkokullar için hazırlanan risale, Kınalızade’nin 16. yüzyılda kaleme aldığı ahlâk risalesini model alır, ancak içerik olarak Rifat Paşa’nın iki risalesi de işlev ve dünya görüşü açısından Kınalızade’den kopuşu temsil etmektedir. Söz konusu risalelerin mantığı ve kelime seçimi öyledir ki, okuyucuda, yazarın Osmanlı Devleti’nin Müslim-gayrimüslim bütün tebaasına hitap ediyormuş izlenimi bırakır. Bu makale, söz konusu risalelerin içeriğini, yeni okulların ders müfredatını belirlemeye çalışan farklı kanatların çekişmelerini ve o dönem, imparatorluğun içinde bulunduğu meseleleri göz önünde tutarak reformcu kanadın eğitim politikasını anlamayı amaçlamaktadır.
Anahtar kelimeler: ahlâk, kalemiye, ulema, Tanzimat, eğitim.
Fennî ormancılığın sınırları: Osmanlı taşrasında bürokratik işleyiş üzerine üç vaka
BAŞAK AKGÜL
Bu makale, Osmanlı merkezî idaresinin 19. yüzyılda benimsediği fennî ormancılık siyaseti ile taşradaki ormancılık pratikleri arasındaki gerilimli ilişkiyi incelemektedir. Seçilen örnek vakalar aracılığıyla, bu yeni siyasetin yerel dinamikler doğrultusunda nasıl esnediği ve hangi mekanizmalarla işlerlik kazandığı ortaya konulmaktadır. Fennî ormancılığın resmî söylemi, ormanların kullanımını belirli standartlara bağlamayı, bu amaçla haritalama, kesim normlarının oluşturulması, damgalama ve ruhsatlandırma gibi teknik-bürokratik yöntemlerle orman alanlarını denetim altına almayı öngörüyordu. Ancak fiziksel olarak erişimi güç ve idari sınırlarla net biçimde tanımlanamayan ormanlarda hayata geçen uygulamalar, merkezî idarenin öngördüğü müdahale biçimleriyle çoğu zaman örtüşmemiştir. Fennî ormancılık kapsamında tasarlanan politikalar, sahada homojen ve kesintisiz bir denetim rejimi oluşturmak yerine, coğrafî engeller, idarî kapasite sınırlılıkları ve yerel aktörlerle kurulan ilişkiler doğrultusunda esneyerek ve çeşitlenerek uygulanmıştır. Merkezî normlardan sapmalar, gelirleri artırmanın ve yönetimin sahadaki varlığını sürdürebilmesinin bir aracı olarak işlev görmüş; böylece formel işleyişe aykırı görünen pratikler, aslında
pragmatik bir yönetim stratejisine dönüşmüştür. İncelenen vakalar fennî ormancılığın yalnızca yukarıdan aşağıya işleyen teknik bir denetim modeli olmadığını, aynı zamanda bürokratik müzakerelere açık ve yerel koşullara uyarlanabilen bir idare pratiği olduğunu ortaya koymaktadır.
Anahtar kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Toroslar, fennî ormancılık, taşra bürokrasisi, kereste ticaret
Maximilian’dan Díaz’a Meksika-Osmanlı münasebetleri: Kısa dönemli diplomatik bahardan Díaz devri Osmanlı göçüne (1864-1911)
HAMDİ GENÇ - ALİ ASLAN
Bu makale Osmanlı Devleti ile Meksika arasındaki ilişkileri ve Osmanlı Devleti’nden Meksika’ya gerçekleşen göçü konu edinmektedir. İki devlet arasındaki ilişkinin başlangıç aşaması, aralarında yapılan antlaşmalar ve her iki ülkedeki iktidar değişimlerinin ilişkilere etkisi incelenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyanın pek çok yerinden insanlar Amerika Kıtası’na göç etmiştir. Osmanlı topraklarından da özellikle Suriye ve Lübnan bölgelerinden pek çok insan Amerika’ya göç etmiştir. Bu çalışmada Meksika’ya yapılan göç detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Göçün nedenleri, göçmenlerin Meksika’daki ekonomik faaliyetleri ve sosyal yaşamları tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu makale, Osmanlıların Meksika’da faaliyet gösterdikleri sektörler, kurdukları sosyal organizasyonlar, çıkardıkları yayın organları ve bunların iki ülkeyle olan ilişkilerine etkisine de ışık tutmaktadır. Osmanlı Devleti’nin vatandaşlarının yoğun ısrarı, diplomatik girişimleri ve diaspora faaliyetlerine rağmen uzun bir süre Meksika’da temsilcilik açmaması bu makalenin tartıştığı konulardan biridir. Osmanlı Devleti’nin Meksika’da bir temsilciliğinin bulunmamasının orada yaşayan vatandaşlarının pek çok konuda mağduriyet yaşamasına sebebiyet verdiği Osmanlı arşivinde bulunan pek çok rapor ve yazışmadan anlaşılmaktadır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Meksika’da bulunan vatandaşlarıyla ilgili konularda gösterdiği tutum çeşitli bürokratik yazışmalar, mahkeme kayıtları ve konsolosluk raporları gibi arşiv belgeleriyle ortaya konmaktadır. Bu çalışmanın ana kaynağını Osmanlı arşiv kayıtları ve Meksika tarihine ilişkin ikincil kaynaklar oluşturmaktadır.
Anahtar kelimeler: Meksika, göç, Osmanlı, Díaz, Lübnan, Suriye
Osmanlı İmparatorluğu ve erken Türkiye Cumhuriyeti’nde Ermeniler: Tebaadan yurttaşa, yurttaştan azınlığa
BEDROSS DER MATOSSIAN
Bu makale, “azınlık” kavramını ve bu kavramın Ermenilere uygulanışını dilsel, tarihsel ve tarih yazımsal perspektiflerden, ayrıca çağdaş akademik tarih kitaplarındaki temsilleri üzerinden eleştirel bir şekilde incelemektedir. Çalışma, “azınlık” ve “çoğunluk” kategorilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bölümünde toplumsal ve siyasal gerçeklikler içinde yer almadığını ve bu nedenle imparatorluğun geleneksel etnik-dinsel düzeni içerisinde anlamlı bir karşılık taşımadığını ileri sürmektedir. Osmanlı yönetim sistemi, sayısal çoğunluklar ya da ulusal olarak tanımlanmış azınlıklar yerine, dinsel cemaatler, imparatorluk hiyerarşileri ve müzakere edilmiş ayrıcalıklar temelinde örgütlenmişti. Bu nedenle, modern döneme ait bu kategorilerin Osmanlı’nın etnik-dinsel topluluklarına geriye dönük olarak uygulanması metodolojik açıdan sorunlu ve anakroniktir. Makale, çoğunluk-azınlık bilincinin ortaya çıkışını geç Osmanlı döneminde anayasal düzen arayışları, milliyetçilik, imparatorluğun çözülüşü ve uluslararası müdahalelerin etkileri çerçevesinde izlemektedir. Ayrıca, imparatorluktan ulus-devlete geçişin, gayrimüslim toplulukları imparatorluk düzeninin kurucu unsurları olmaktan çıkarıp hukuken tanımlanmış azınlıklara dönüştürdüğünü savunmaktadır. Bu dönüşüm, Türkiye Cumhuriyeti’nde Lozan Antlaşması ile kurumsallaşmış; azınlık statüsü dar ve siyasetten arındırılmış bir çerçevede tanımlanırken, ulus inşası, Türkleştirme ve toplumsal homojenleşme süreçleri de güçlendirilmiştir. Azınlık olgusunu tarihsel olarak ortaya çıkmış ve devlet tarafından üretilmiş bir kategori olarak ele alan bu çalışma, söz konusu dönüşümün modern Türkiye’de vatandaşlık, kimlik ve azınlık siyaseti üzerindeki kalıcı etkilerini ortaya koymakta ve çoğunluk ile azınlık kimliklerinin tarihsel inşasına ilişkin daha geniş tartışmalara katkı sunmaktadır.
Anahtar kelimeler: azınlık, Ermeniler, Osmanlı, ayrımcılık, Türkiye Cumhuriyeti, millet sistemi

