Sunuş

Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar’ın yeni sayısında son dönemde çok önemli, zengin ve derinlikli çalışmaların yapıldığı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Balkanlardan Anadolu’ya Çiftlikler konusunu sayfalarımıza taşıdık. Dosyayı derleyen Fatma Öncel’in kendi giriş yazısında da belirttiği gibi çok zengin ve çok boyutlu bir dosya ile karşınızdayız. Bu dosya bizi son dönemde öne çıkan çiftlik çalışmalarından hareketle Osmanlı’dan günümüze toprak mülkiyetinden çalışma ilişkilerine, hukuksal dönüşümden siyasal ilişkilere bugüne kadar bildiğimiz birçok olguyu ya da kanıksanmış önyargıları yeniden düşünmeye davet ediyor. Dosya, çiftlik çalışmalarına yönelik artan akademik ilgiden hareketle, hem alandaki çok katmanlı yapıyı görünür kılmayı hem de araştırmacılar için yeni sorular ve yöntem önerileri geliştirmeyi amaçlıyor. Çiftlik olgusunun zaman, mekân ve toplumsal bağlama göre farklılık gösteren karmaşık niteliği, dosyada yer alan makalelerde çeşitli arşiv malzemeleri, farklı ölçekler ve analitik yaklaşım biçimleri üzerinden ele alınıyor. Dosyada yer alan makaleler 18. ve 19. yüzyıl Balkan çiftliklerini farklı örnekler üzerinden incelerken; mülkiyet yapıları, vergi rejimleri, yerel seçkinler arasındaki mücadeleler ve emek ilişkilerindeki dönüşümler gibi konulara odaklanıyor. Her bir çalışma, çiftlikleşme sürecinin tek bir dinamikle açıklanamayacağını; hukuki statü, emek örgütlenmesi, servet birikimi ve toplumsal farklılaşma gibi unsurların birlikte düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Bu da haliyle meselenin sadece çiftlik meselesi olmadığına topyekûn Osmanlı tarihyazımının birçok başlığına dair sonuçlar üreteceğine işaret ediyor.
Dosya ayrıca, bir yandan çiftlik araştırmalarında arşiv yöntemlerine odaklanırken diğer yandan 20. yüzyıl Anadolu’sundaki toprak sahipliği dönüşümlerini de ele alıyor. Bu makaleler, Osmanlı arşiv rejiminin teknik sınırlılıkları, 19. yüzyılın yeni bürokrasisinin yarattığı belge düzenleri ve Rum çiftliklerinin Müslüman-Türk toprak sahiplerine devri, topraksızlaşma ve başarısız toprak reformu girişimleri gibi meseleleri tartışarak literatüre geniş bir tarihsel süreklilik perspektifi ekliyor.
Çiftlikler üzerine yapılan yeni kuşak çalışmalar ve tartışmalar, emek örgütlenmesinin çiftlik tanımındaki belirleyici rolünü, toprak sahibi sınıfın dönemsel değişimlerini ve Balkanlar ile Anadolu arasındaki tarihsel süreklilikleri öne çıkarıyor. 17. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bu geniş çerçevede, mirî çiftliklerden vakıf çiftliklerine, mültezimlerden yerel seçkinlere kadar çeşitlenen aktörler ile yarıcılık, muzaraa ve konargöçer yerleşimleri gibi emek rejimleri karşılaştırmalı biçimde analiz ediliyor. Ayrıca, çok dilli ve çok rejimli arşivleri dijital yöntemlerle birlikte ele alan yeni araştırma pratiklerinin, gelecek kuşak çiftlik çalışmalarını dönüştürme potansiyeli vurgulanıyor. Şurada kısaca özetlediğimiz bu yeni literatüre dergimizden bir pencere açmış olmak bizleri çokça heyecanlandırdı. Bunun için dosyayı bir araya getiren Fatma Öncel’e ve katkıda bulunan yazarlara çok müteşekkiriz. Dergimizin bu sayısında dosya konusu dışında iki makaleye daha yer veriyoruz. Madoka Morita tarafından yazılmış 1710 yılında İstanbul’da uygulanmaya çalışılan ve bugüne kadar bilinmeyen yeni bir nikâh akdi prosedürüne ışık tutarak, bu prosedürün mahalle örgütlenmesi üzerinde nasıl kalıcı toplumsal etkiler yarattığını, ayrıca evlilik sürecine eklenen bu küçük bürokratik adımın etkisini ve tarihsel önemini ele alıyor. Funda Berksoy’un makalesi ise son dönem Osmanlı siyasal hayatının en etkili figürlerinden Enver Paşa etrafında örülen “kült”ün nasıl oluşturulduğuna, dönemin siyasalve diplomatik ilişkileri içinde bu meselenin nasıl önemli bir nokta haline geldiğine ve bu çaba etrafında Paşa’nın kendisi dahil nasıl bir etki ağı yaratılmaya çalışıldığına odaklanıyor. Dergimize katkı veren tüm yazarlarımıza bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Mete Tunçay (1936-2025)
Geçtiğimiz Ağustos ayında hem ülkemiz hem de dergimiz için büyük bir kayıp yaşadık. Tarihçi Mete Tunçay Hocamızı 18 Ağustos 2025 günü kaybettik. Mete Tunçay Tarih ve Toplum 1984 yılında yayın hayatına başladığında dergimizin başında olan isimdi. Birçok alanda gerçekleştirdiği ilklerde olduğu gibi 1980 askerî darbesinin kuraklaştırdığı bir siyasal ve kültürel ortamda hamasete düşmeyen, bilimselliği ıskalamayan bir popüler tarihçilik çizgisini var ederek tarihçi olsun olmasın çok sayıda insanın nefes aldığı, beslendiği bir mecrayı yarattı. Eleştiren, sorgulayan bir anlayışla büyük ölçüde milliyetçi, muhafazakâr ve komplocu olan tarih alanına alternatif bir soluk getirdi. Dar akademik koridorlarda üretilen bilginin geniş kitlelere ulaşmasında
bir köprü oldu. Gelişen, çeşitlenen ve dönüşen tarihçilik anlayışını Türkiye sivil toplumuyla tanıştırdı. Mete Tunçay’ın dergisi iki kere ara da verse biçim ve içerik de değiştirse yoluna devam ediyor. Kurucu genel yayın yönetmenimize minnettarız.
Mete Hoca Türkiye’de kendi çalıştığı konuların ötesinde tarihçilik alanında önde gelen isimlerden bir tanesi oldu. Tarihçiliğe getirdiği eleştirel yaklaşım birçok kişi için rehber niteliğinde oldu. Bu yaklaşımını yazdığı çalışmalarda da görmek mümkündü. Nitekim birçok çalışması kendi alanında çığır açıcı, tarihyazımında dönüm noktası teşkil edecek eserler oldular. Türkiye’de Sol Akımlar, 1970’lerin politik ikliminde ve sosyalist hareketlerin kitleselleştiği bir zamanda Türkiye tarihinin önemli bir veçhesine hem ampirik olarak hem de teorik yaklaşımıyla çok önemli bir katkıda bulunmuştu. Uzun bir zaman Türkiye sol tarihine ilişkin çalışmalarda aşılamayan bir yer edindi bu çalışması. 1980 sonrasında askerî rejim tarafından yeniden resmi ideoloji olarak rehabilite edilen Atatürkçü iklimde yayımladığı Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931 adlı kitabı daha sonra “Post-Kemalizm” denilen mefhumun temel eserlerinden biri olarak kabul edilir oldu. Mete Hoca’nın bu kitabı Yurt Yayınları’nın dolayısıyla da yine öncülerinden olduğu Tarih Vakfı’nın kuruluşuna da vesile olan bir eser olarak öne çıkacaktı.
Birçok eser verdi Mete Hoca ama bu iki alan dışında öne çıkan katkısı yaptığı çeviriler ve bu çevirilerin önemli bir bölümünün biriktiği Siyasal Düşünceler Tarihi alanında oldu. Batı’da Siyasal Düşüncel Tarihi Seçilmiş Yazılar uzun bir süre üniversitelerde bu alanda okutulan ders kitaplarının başında geldi. Siyaset Bilimi ve Tarih alanlarında yaptığı çeviriler de alanın önemli isimlerini Türkçeye kazandırdı.
Birçok sivil toplum örgütü içinde gerçekleştirdiği aktif çalışmaları ile Türkiye’nin demokratikleşmesi için de emek verdi. Bütün bu çalışmalar ve yayınlar ile kapladığı alan o kadar büyüktü ki kaybı kendi alanı dışında da büyük bir üzüntü yarattı. Mete Hoca’nın çalışma alanlarını da gözeterek önümüzdeki sayılarımızda özel bir dosya oluşturmaya çalışacağız. Bu sayıda Hoca’yı tarihçilik anlayışınının pratik göstergesi de olan Tarih ve Toplum dergisinin ilk sayısı (Ocak 1984) için kaleme aldığı “Çıkarken” yazısıyla hatırlamanın uygun olacağını düşündük. Dergimizin kurucusu Mete Hoca’yı minnetle anıyoruz...